Admin
Yönetici
- Katılım
- 19 Şub 2025
- Mesajlar
- 180
- Tepkime puanı
- 0
- Puanları
- 16
Hasan-ı Basrî (k.s.) Allâh Teâlâ’ya şöyle niyâz ederdi:
اَللّٰهُمَّ أَغْنِنِي بِالْفَقْرِ اِلَيْكَ وَلاَ تُفْقِرْنِي بِالْاِسْتِغْنَاءِ عَنْكَ
“Allâhım! Beni zâtına muhtaç kılmak sûretiyle zenginleştir, Sen’den müstağnî bırakarak beni fakirleştirme!”
Peygamber Efendimiz, asıl zenginliğin mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu ile olduğunu belirtmiştir. Buna göre herkes, kanaat ve istiğnâsı kadar zengindir. Kanaat ise hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi, bitmez-tükenmez bir hazinedir. Gerçek mü’minler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunan kimselerdir.
اَللّٰهُمَّ أَغْنِنِي بِالْفَقْرِ اِلَيْكَ وَلاَ تُفْقِرْنِي بِالْاِسْتِغْنَاءِ عَنْكَ
“Allâhım! Beni zâtına muhtaç kılmak sûretiyle zenginleştir, Sen’den müstağnî bırakarak beni fakirleştirme!”
Peygamber Efendimiz, asıl zenginliğin mal çokluğu ile değil, gönül tokluğu ile olduğunu belirtmiştir. Buna göre herkes, kanaat ve istiğnâsı kadar zengindir. Kanaat ise hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi, bitmez-tükenmez bir hazinedir. Gerçek mü’minler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunan kimselerdir.