Neler yeni

Welcome to Cidar - Hak Yolunda... Hak üzere...

Forumumuza hoş geldiniz, burada birçok faydalı içerik ve aktif bir topluluk sizi bekliyor, ancak tüm özelliklerden yararlanabilmek ve paylaşımlara katılabilmek için kayıt olmanız gerekmektedir.

Yusuf Suresi Tefsiri

Admin

Yönetici
Katılım
19 Şub 2025
Mesajlar
180
Tepkime puanı
0
Puanları
16
1- الر “Elif, Lâm, Râ.”



تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ “İşte bunlar sana kitab-ı mübinin âyetleridir.”



“İşte bunlar”
ifadesi sûrenin ayetlerine işarettir. Kitaptan murat da, sûredir.



Bu kitabın “mübîn” olması,



-Mu’cize oluşunun aşikarlığı,



-Manalarının açıklığı,



-Veya düşünen kimseye Allah katından olduğunu göstermesidir.



Sebeb-i Nüzûl



Rivayete göre Yahudi âlimleri, müşriklerin önde gelenlerine “Muhammede sorun bakalım, Yakub âilesi Şam’dan Mısır’a niye göç etti, bir de Yusuf’un kıssasını sorun” demişlerdi. Onlar da sorunca sûre nâzil oldu. Bu da inen ayetlerin “mübîn” yani beyan edici olmasının bir cihetidir.







2- إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ “Ola ki düşünüp akledersiniz



diye, biz onu Arabça bir Kur’an olarak indirdik.”




Yani, onu sizin dilinizle Arabça bir Kur’an olarak indirdik, ta onu anlayasınız, manalarını ihata edesiniz.Veya onu böyle indirmemiz, onda akıllarınızı kullanmanız ve onun bu kıssaları bilmeyen bir Zâttan (asm) gelmesinin bir mu’cize olduğunu, ancak vahiyle izah edileceğini bilmeniz içindir.







3- نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ “Biz bu Kur’ân’ı sana vahyetmekle, kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz.”



İndirilen sûreye “Kur’an” denilmesi, aslında Kur’an kelimesinin hem Kur’anın tamamına, hem de bazısına kullanılan cins isim olmasındandır. Sonra tamamı için bir alem, yani özel isim olmuştur. Bu kıssanın en güzel bir anlatımla anlatılması,



-En bedi’ üslûplarla olması,



-Hayret verici durumları, hikmetleri, ayetleri, ibretleri içine almasındandır.



وَإِن كُنتَ مِن قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ “Gerçek şu ki, sen daha önce bundangafillerden idin.”



Sen daha önce bu kıssayı bilmiyordun, hatırına böyle bir şey gelmemişti, böyle bir olayı duymamıştın.Ayet, bildirilen bu kıssanın vahiyle gelmesinin delilini ifade eder.







4- إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ “Hani Yusuf babasına demişti:”



يَا أَبتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ “Babacığım, ben rüyada onbir yıldız, güneş ve ay gördüm. Gördüm ki bana secde ediyorlar.”



Sebeb-i Nüzûl
Şöyle rivayet edilir ki, bir Yahudi Hz. Peygamberin yanına gelip “Ya Muhammed, bana Hz. Yusuf’un gördüğü yıldızları haber ver” dedi. Hz. Peygamber sükût etti, bu arada Hz. Cebrail inip Hz. Peygambere bildirdi. Hz. Peygamber Yahudiye “Sana bunları söylesem Müslüman olur musun?” dedi. Yahudi “evet” deyince Hz. Peygamber on bir yıldızı söyledi, Ay ve güneşin semadan inip O’na secde ettiklerini anlattı. Yahudi “Vallahi doğru, o bu yıldızları görmüştü” deyip tasdik etti.



Ayette güneş, ay ve yıldızların akıllı varlıklar şeklinde سَاجِد۪ينَ “Sacidin”



olarak çoğul yapılması, akıllılara ait bir sıfatla vasfedilmelerindendir.







5- قَالَ يَا بُنَيَّ لاَ تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَيْدًا “Babası dedi: Yavrucuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar.”



Hz. Yakubun “yavrucuğum” deyişi, şefkatinin bir tezahürü olduğu gibi, Hz. Yusuf’un yaşının küçüklüğünden de olabilir. Çünkü Hz. Yusuf bu rüyayı gördüğünde oniki yaşındaydı.



Hz. Yakub, Yusufun rüyasından Allahın O’nu Peygamber olarak seçeceğini ve kardeşlerinin fevkinde kılacağını anladı, onların Yusufu kıskanmalarından ve O’na zarar vermelerinden korktu.



Rüya kelimesi görmek anlamındaki “rüyet” kelimesinden gelir, uykuYusuf



da görülen için kullanılır. Hayalin ufkundan süzülen suretin hiss-i müştereke gelmesidir. Rüyaların bir kısmı sadık rüyalardır. Sadık rüya, ruhun bedenin tedbirinden bir fırsat bulup melekut âlemi ile iletişime geçmesiyle meydana gelir. Çünkü ruh ile melekût âlemi arasında birbirine uygunluk (tenasûp) vardır. Ve bu iletişimde ruh, orada hâsıl olan manalara uygun şeyleri tasavvur eder, şekillendirir. Sonra, insanın hayali ona münasip bir suretle bunu hikâye eder ve onu hiss-i müştereke gönderir. Hiss-i müşterek bunu bir görüntü olarak müşahede eder.



Sonra, şayet görülen şey, mana ile ancak külliyet ve cüziyette bir farklılık olacak şekilde şiddetli bir münasebet halindeyse, rüyanın tabire ihtiyacı olmaz, yoksa tabiri gerektirir.



إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلإِنسَانِ عَدُوٌّ مُّبِينٌ “Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır.”



Şeytanın insana düşman olduğu gayet açıktır. Hz. Âdem ve Hz. Havva ya ne yaptığı ortadadır. Dolayısıyla, kardeşlerini kandırma hususunda elinden geleni arkasına koymaz, onları hasede sevkeder, onları sonunda sana bir tuzak kuracak hâle getirir.







6- وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ “Ve işte bunun gibi, Rabbin seni seçecek.”



Nasıl ki şeref, izzet ve kemâl-i nefse delâlet eden böyle bir rüya için seni seçti, onun gibi Rabbin seni nübûvvet ve saltanat, veya büyük işler için seçecek.



وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ “Ve sana te’vilü’l- ehadisten öğretecek.”



Te’vilü’l-ehadis,
rüya tabiridir. Çünkü rüyalar, şayet sadık rüya ise melek ilhamına, yalancı rüya ise nefis veya şeytan sözüne dayanır.



Te’vilü’l-ehadisten murat, Allahın kitaplarının, peygamberlerin sünnetlerinin, hikmet erbabının (hükemanın) sözlerinin inceliklerini te’vil de olabilir.



“Batıl” kelimesinin çoğulu “ebatıl” olması gibi, ehadis kelimesi, söz anlamındaki hadîs kelimesinin çoğuludur.



وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِن قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ “Ve bundan önce ataların İbrahim’e ve İshak’a tamamladığı gibi, nimetini hem sana, hem de Âl-i Yakub’a tamamlayacaktır.” Nasıl ki anne – babana risalet ile nimetini tamamlamıştı, onun gibi pey394



gamberlik vererek veya ahiret nimeti yanında dünya nimeti de vererek sana olan nimetini tamamlayacak.



Âl-i Yakub’tan murat, Hz. Yakubun oğullarıdır. Hz. Yakub onların nübüvvetine, rüyadaki yıldızlardan istidlalde bulunmuş olabilir.



Veya bundan murat Hz. Yakub’un doğrudan oğulları olmayıp gelecek nesilleridir.



“Ataların İbrahim’e…”Denildi ki: Bundan murat,



-Hz. İbrahimin Allahın halili olması ve ateşten kurtarılması,



-Hz. İsmailin kurban edilmekten kurtarılıp ona bedel büyük bir koç gönderilmesidir.



إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ “Şüphesiz ki, Rabbin Alîm’dir – Hakîm’dir.”



Şüphesiz Senin Rabbin kimin seçilmeye layık olduğunu bilir, her şeyi olması gerektiği şekilde hikmetle yapar.











7- لَّقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آيَاتٌ لِّلسَّائِلِينَ “Andolsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında sual edenlere ibret alacak âyetler vardır.” Şüphesiz, Hz. Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında Allahın kudret ve hikmetinin delilleri vardır.



Veya bundan murat, Hz. Yusufun peygamberlik alâmetleri de olabilir.



Bu deliller ve alâmetler, onların kıssasından sual edenler içindir.







8- إِذْ قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ “Hani demişlerdi



ki: Biz güçlü kuvvetli bir topluluk olmamıza rağmen, Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgili.”




Burada Yusuf’un kardeşinden murat Bünyamin’dir. Toplam oniki kardeş idiler. Hz. Yusuf Bünyamin ile ana – baba bir kardeş iken, diğer onuyla baba itibarıyla kardeş idi.



“Biz güçlü kuvvetli bir topluluk olmamıza rağmen”



Hâlbuki biz güçlü kuvvetli bir topluluğuz, kendini idareden aciz bu iki küçüğe nisbetle sevilmeye daha layığız.



إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ “Doğrusu, babamız apaçık bir yanılgı içindedir.”



Babamız daha aşağı olanı bize tercih etmekle veya sevgide adalet yapmamakla açıkça istikametten ayrılmıştır.



Rivayete göre Hz. Yakub, Yusufda gördüğü asalet alâmeti olan haller sebebiyle O’nu daha çok seviyordu. Kardeşleri de bundan dolayı O’nu kıskanıyorlardı. Böyle bir rüya görünce, Hz. Yakubun Yusufa olan muhabbeti daha da arttı. Öyle ki bunu izhardan kendini alamıyordu. Bu da, kardeşlerinin Yusufa olan hasedini daha da artırdı, O’na saldırmaya varıncaya kadar işi ileri götürdüler.







9- اقْتُلُواْ يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ “Yusuf’u öldürün ya da bir yere atın ki, babanızın teveccühü yalnız size kalsın.”İçlerinden biri “Yusufu öldürmeyin” demişti. Diğerleri ise öldürülmesinde ittifak ettiler.



Böylece babanızın yüzü size döner, her şeyiyle size yönelir, sizden başkasına iltifat etmez, O’nun muhabbetinde kimse size ortak olamaz.



وَتَكُونُواْ مِن بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ “Ondan sonra yine salih kimseler olur sunuz.” “Ondan sonra” ifadesi



-Yusuftan sonra,



-Onun işini bitirdikten sonra,



-Onu öldürmek veya bir yere atmak işinden sonra manalarını ifade edebilir.



“Salih kimseler olursunuz.”



Bu ifade,



-“Yaptığınız cinayetten sonra Allaha tevbe edersiniz.



-Hazırlayacağınız bir senaryoyla babanızla aranızı düzeltirsiniz.



-Dünyevî işlerinizi düzeltirsiniz. Çünkü babanız size yönelince dünya işleriniz de muntazam olur” manalarına işaret edebilir.







10- قَالَ قَآئِلٌ مَّنْهُمْ لاَ تَقْتُلُواْ يُوسُفَ “İçlerinden biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin.”



وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ “Onu bir kuyunun dibine atın.”Çünkü öldürmek çok büyük bir vebaldir.



يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ “Bir kafile onu bulup alsın.”Arzda seyr u seyahat edenlerden bazısı Onu alsın.



إِن كُنتُمْ فَاعِلِينَ “Eğer yapacaksanız (böyle yapın).”



Benim dediğimi yapacaksanız veya O’nunla babasının arasını mutlaka ayıracaksanız böyle yapın.















11- قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا لَكَ لاَ تَأْمَنَّا عَلَى يُوسُفَ “Dediler ki: Ey babamız! Sen bize Yusuf için neden güvenmiyorsun?”



وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ “Hâlbuki biz onun iyiliğini istiyoruz.” “Biz O’na şefkat gösteririz. O’nun hayrını isteriz.”



Böyle diyerek, kendilerinin Yusufu kıskanmasından dolayı babalarının onlara karşı korumak istemesi fikrinden vazgeçirmek istediler,







12- أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin, oynasın.”



وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ “Biz onu kesinlikle koruruz.” Onun başına bir iş gelmesinden koruruz.







13- قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَن تَذْهَبُواْ بِهِ “Babaları dedi: “Onu götürmeniz beni üzer.” Ayrılığının bana zor gelmesinden ve O’nsuz olmaya sabredemediğimden, O’nu götürmeniz beni üzer.



وَأَخَافُ أَن يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ “Siz habersizken Onu kurt yemesinden korkarım.”Siz yeme içmeyle ve oyunla uğraşırken veya ihmalinizden dolayı onu kurt yemesinden korkarım.Çünkü, o civarda kurtlar vardı.Denildi ki: Hz. Yakub rüyasında kurdun Yusufa saldırdığını, kendisinin de O’nu korumaya çalıştığını görmüştü.







14- قَالُواْ لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذًا لَّخَاسِرُونَ “Dediler ki: “Vallahi biz böyle güçlü kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse, o zaman biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.”







15-
فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِ وَأَجْمَعُواْ أَن يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ “Nihayet kardeşleri, On’u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler.”



Bu kuyunun



-Beyt-i Makdis kuyusu,



-Ürdün diyarı kuyusu,



-Mısır ve Medyen arasında bir kuyu,



-Veya Makam-ı Yakuba üç fersah mesafede bir kuyu olduğu şeklinde farklı beyanlar vardır.



İşte, bu şekilde Onu kuyuya bırakmakta ittifak edince, O’na yaptıkları ezayı yaptılar. Rivayete göre O’nu sahraya götürünce eziyet etmeye, dövmeye başladılar. Hatta neredeyse öldüreceklerdi. Yusuf feryat ediyor, yardım istiyordu. Yehuza dedi: “Onu öldürmeyeceğinize dair bana söz vermediniz mi?” Bu söz üzerine O’nu kuyuya götürdüler, aşağıya sarkıttılar, O da kuyunun kenarına tutundu. Onlar da ellerini bağladılar, üzerine kan bulaştırmak ve bu şekilde babalarını kandırmak için gömleğini soydular. Yusuf, onlara şöyle dedi: “Kardeşlerim, gömleğimi bana geri verin, onunla kendimi örterim.” Dediler: “Çağır da onbir yıldız, ay ve güneş seni giydirsinler, seni yalnızlıktan kurtarsınlar.” Onu kuyunun yarısına kadar sarkıttılar, ardından bıraktılar. Kuyunun içinde su vardı, Yusuf suya düştü. Sonra kuyu içinde bir kayaya yöneldi, üzerine çıkıp ağlamaya başladı. O sırada Cebrail geldi, kendisine kurtulacağını ilhamen bildirdi.



Rivayete göre o sırada onyedi yaşında idi.



Denildi ki: Yaşı büluğa yakın idi, Hz. Yahya ve Hz. İsa’ya küçükken vahyedilmesi gibi, O’na da küçükken vahiy geldi.



Anlatılır ki, Hz. İbrahim ateşe atılırken elbisesi çıkarılmış idi, Cebrail (as) O’na cennet ipeğinden bir gömlek getirip giydirdi. Daha sonra Hz. İbrahim bu gömleği oğlu İshaka, o da oğlu Yakuba verdi. Hz. Yakub da bunu Temîme’de Yusuf için hazırlamıştı. İşte Hz. Cebrail bu gömleği çıkarıp Yusufa giydirdi.



إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ “Biz ona şöyle vahyettik: Hiç şüphesiz onlar farkında olmadıkları bir sırada, sen onlara bu yaptıklarını haber vereceksin.”Onlar Senin Yusuf olduğunun farkında olmadıkları bir zamanda, bu yaptıklarını onlara haber vereceksin.











Onların Yusufu tanımamaları,



-O vakit geldiğinde Hz. Yusufun şanının yüceliği ve onların vehimlerinden çok uzak olmasından,



-Ayrıca aradan uzun zaman geçmesi sebebiyle simasında meydana gelen değişiklikler sebebiyledir.



Ayette anlatılan durum, yıllar sonra Hz. Yusufun huzuruna vardıklarında onlar kendisini tanımadığı hâlde onları tanıması üzerine söyleyeceklerine işarettir.[1>



Hz. Cebrailin Hz. Yusufun akıbeti ile ilgili bu müjdesinde hem kendisine bir ünsiyet vermek, hem de gönlünü ferahlatmak vardır.



Ayete şöyle de mana verilebilir: “Onlar fark etmedikleri halde, biz Yusufa vahyettik, kimsesizlik ve çaresizliğine karşı ünsiyet bahşettik.”







16- وَجَاؤُواْ أَبَاهُمْ عِشَاء يَبْكُونَ “Ve akşam, ağlayarak babalarına geldiler.”



Yalandan ağlayarak babalarının yanına vardılar. Onların ağlamasını işitince korktu, “Yavrularım, ne oldu? Yusuf nerde?” dedi.







17- قَالُواْ يَا أَبَانَا إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ “Dediler: “Ey babamız! Biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk.”



وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَاعِنَا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ “Yusuf’u da eşyamızın yanınabırakmıştık, kurt onu yedi.”



وَمَا أَنتَ بِمُؤْمِنٍ لِّنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ “Biz doğru da söylesek, sen bize inanacak değilsin.”



Bize su-i zannından ve Yusufa aşırı sevginden dolayı doğru da söylesek bize inanmayacaksın.







18- وَجَآؤُوا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ “Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi.”



قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا “Babaları dedi: Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir iş yaptırtmış.”



Rivayete göre Yusufla ilgili haberi duyunca O’nun gömleğini istedi. Onu aldı, yüzüne sürdü, ağladı. Öyle ki yüzü gömleğin kanıyla boyandı. Sonra da şöyle dedi: “Ben ömrümde bugünkü gibi halim bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş, ama gömleğini parçalamamış!” Onların yalan söylediklerini anlayıp onlara şöyle dedi:



فَصَبْرٌ جَمِيلٌ “Artık bana düşen, bir sabr-ı cemildir.”



“Artık bana düşen, güzel bir sabırdır.”



“Güzel bir sabırda bulunmak, en güzelidir.”Hadiste sabr-ı cemil şöyle açıklanır: “Sabr-ı cemil, kendisinde halka karşı bir sızlanma olmayan sabırdır.”



وَاللّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ “Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır.”







19-
وَجَاءتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُواْ وَارِدَهُمْ “Daha sonra bir kafile geldi, sucularını gönderdiler.”



Bu kervan, Medyen’den Mısıra doğru gidiyordu. Kuyuya yakın bir yere konaklamışlardı. Oraya gelmeleri, Hz. Yusufun kuyuya atılmasından üç gün sonraydı.



فَأَدْلَى دَلْوَهُ “O da vardı, kovasını kuyuya saldı.”



Su doldurmak için kuyuya kovayı bıraktığında Yusuf kovaya tutundu.



قَالَ يَا بُشْرَى هَذَا غُلاَمٌ “Hey, müjde! Bu bir çocuk!” dedi.”



Adam Yusufu görünce “Müjde! Bu bir çocuk!” diye bağırdı.



Bunu kendi kendine söyleyebileceği gibi, kavmine vardığında söylemiş de olabilir.



Denildi ki: Büşra (müjde), bu kişinin efendisinin adı idi. Yusufu kuyudan çıkarmak için yardım talebinde bulunarak ona böyle seslendi.



وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً “Ve onu satılık bir mal olarak gizlediler.”



“Onu ticarî bir eşya olarak gizlediler.” Bunu yapan sucu ve arkadaşları idi, kervandaki diğer kimselerden gizlediler.



Denildi ki: Durumunu gizlediler ve yol arkadaşlarına şöyle dediler: “Su civarında yaşayanlar, kendileri namına Mısırda Onu satmamız için bize verdiler.”



Denilki ki: Zamir, Yusuf’un kardeşlerinedir. Şöyle ki: Yahuza, her gün Yusufun yanına yemek getirirdi. O gün geldiğinde O’nu kuyuda bulamadı.



400 b Beydâvî Tefsiri



Bunun üzerine biraderlerine haber verdi. Onlar da kervana geldiler ve “bu bizim kölemiz, bizden kaçtı, onu bizden satın alır mısınız?” dediler.



Yusuf ise öldürmelerinden korkarak bir şey demedi.



وَاللّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ “Allah ise onların ne yaptıklarını bilendir.”



Onların sırları, Yusufun kardeşlerinin babalarına ve kardeşlerine yaptıkları Allaha gizli değildir.







20- وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ “Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar.”



Üstteki anlatıma göre Yusufu satanlar kervandakiler veya kardeşleri olabilir.



وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ “Zaten Ona karşı rağbetsiz idiler.”







Zamir, Yusufun kardeşlerine raci olursa, niçin onu yok bahasına sattıkları zâten bellidir. Şayet zamir kervandakilere raci olursa, şöyle açıklanır: Onlar, Yusufu bulmuşlardı. Bulan kimse, bir şeye kendi öz malı gibi önem vermez gevşek davranır. Ayrıca sahibinin çıkıp geri almasından korkar. Böyle olunca bir an önce satmak ister.




[1> Bu durum, bu sûrenin 89. ayetinde ve devamında anlatılır

21- وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِن مِّصْرَ لاِمْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْوَاهُ “Onu satın alan Mısırlı, eşine dedi ki: “Buna güzel bak.”Bu kimse Mısır hazine bakanı idi. O devirde Mısır hükümdarı Amalika kavminden Reyyan Bin Velid idi. Yusufu alan Mısır azizi O’na tam güvendi, Hz. Yusuf hayatta iken öldü.



Bazıları “Andolsun, daha önce de Yûsuf size beyyinelerle gelmişti.” (Mü’min, 34) ayetiyle delil getirerek, o zamanki Mısır hükümdarının Hz. Musa dönemindekiyle aynı kişi olduğunu, dört yüz sene yaşadığını söylemişlerse de bu doğru değildir. Meşhur olan, Hz. Musa dönemindeki Firavunun Hz. Yusuf dönemindeki hükümdarın neslinden olmasıdır. Delil getirdikleri ayet, ecdadın hallerini evlâda söylemek kabilindendir.[1> Rivayete göre, Azîz, Hz. Yusufu onyedi yaşında iken satın almıştı. Yusuf, onun evinde onüç yıl kaldı. Mısır hükümdarı Reyyan O’nu otuzüç yaşında iken vezir yaptı, yüz yirmi yaşında da vefat etti.



عَسَى أَن يَنفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا “Bize faydalı olabilir, ya da evlat ediniriz.”



Azîzin hanımının ismi Râîl veya Züleyha’dır. Azizin çocuğu olmuyordu.



Hanımına böyle demesi, Yusuf’ta gördüğü olgunluk alâmetlerindendi.



Denilir ki: İnsanların en ferasetli olanları üç kimsedir:



1-Mısır Azîzi.



2-Hz. Musa hakkında babasına “Babacığım, onu ücretle tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır.” diyen Hz. Şuayb’ın kızı (Kasas, 26).



3-Kendisinden sonra halife olarak Hz. Ömer’in seçilmesini isteyen Hz. Ebubekir.[2>



وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ “Ve işte biz böylece Yusuf’u arzda yerleştirdik.”



Azizin kalbinde O’nun muhabbetini yerleştirdiğimiz gibi veya O’nu kurtarıp Azizi kendisine şefkatli kıldığımız gibi, yeryüzünde O’nu yerleştirdik.



وَلِنُعَلِّمَهُ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ “Ve Ona ehadisin te’vilini öğretmek için böyle yaptık.”



Yusufu böyle yerleştirmemiz, arzda adaletle tasarrufta bulunması ve ehadîsin te’vilini kendisine öğretmemiz içindi.



Ehadisin te’vili,



-Allahın kitaplarının manalarını, O’nun hükümlerini bilip uygulamak,



-Veya rüya tabirleridir. Çünkü kıtlık yıllarıyla ilgili rüya örneğinde olduğu gibi, bazı rüyalar ilerde olacak durumlara tenbihte bulunmaktadır. Bunların önceden bilinmesiyle, bir derece bazı tedbirler almak mümkündür.



وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ “Allah emrinde galiptir.”



Allahın dilediği şeye karşı, onu geri çevirecek, ona muhalefet edecek bir şey yoktur.



Veya bundan murat, Hz. Yusufla alâkalı ilâhî iradedir. Yusufun kardeşleri onunla ilgili bir şey dilemişlerdi. Allah da başka türlü murat etti. Neticede Allah ne murat etmişse o oldu.



وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ “Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”



Lakin insanların çoğu bütün emrin O’nun elinde olduğunu bilmezler.



Veya O’nun latif sanatlarını, gizli lütuflarını bilmezler.







22- } وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا “O, olgunluk çağına gelince, kendisine hüküm ve ilim verdik.”



Bundan murat otuz-kırk yaş arasıdır.Denildi ki: Bundan murat, büluğdan başlayarak gençlik dönemidir.Ayette hükümden murat hikmet, yani amelle teyit edilen ilimdir.



Veya bundan murat insanlar arasında hükmetmek de olabilir..



İlimden murat ise, ehâdisin te’vilidir.



وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ “İşte biz, muhsin olanları böyle mükafatlandırırız.”



Ayette, Allahu Teâlânın O’na bunları vermesinin, işini güzel yapması, daha küçüklüğünde bile amelinin düzgün olması sebebiyle olduğuna bir tenbih vardır.







23- وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَن نَّفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الأَبْوَابَ “Ve derken, evinde bulunduğu hanım, onun nefsinden murad alıp yararlanmak istedi ve kapıları sımsıkı kilitledi.”



Kapıların yedi tane olduğu söylenir. Ayette fiilin şeddeli gelmesi, çokluk ifade edebileceği gibi, sıkı sıkıya kapamayı da anlatabilir.



وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ “Ve “Haydi gel!” dedi.”



“Heyte lek”
ifadesi, “haydi bana gel”, “Sana müheyyayım” gibi anlamlar taşır.



قَالَ مَعَاذَ اللّهِ “Yusuf dedi: Allah’a sığınırım!”



إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ “Muhakkak ki, o (kocan), benim rabbim, bana çok güzel baktı.”



“Muhakkak ki, o benim rabbim”
ifadesinden murat, Azizdir.



“O bana güzel baktı. Sana, “buna güzel bak” diye tenbihte bulundu. Bütün bunların karşılığı, hanımı hususunda kendisine ihanet etmem mi olmalı?”



Denildi ki: Zamir Allaha râcidir. Yani, “O benim yaratıcımdır, Azîzin kalbini bana yöneltmekle beni iyi bir konuma getirdi. Dolayısıyla, ben Rabbime isyan etmem.”



إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ “Doğrusu zalimler hiç iflah olmazlar.”



İyiliğe kötülükle karşılık veren zâlim kimseler iflah olmazlar.



Denildi ki: “Zalimler”den murat zina işleyenlerdir. Çünkü zina, hem zina edilene, hem de onun ailesine karşı bir zulümdür.







24- وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا “Kadın ona niyetlendi, O da kadına niyetlendi.”



Hz. Yusufun niyetlenmesinden murat, fıtrî meyil ve şehvetin yönelmesidir, yoksa iradî olarak zinayı kastetmesi değildir. Bu şekildeki fıtrî meyilden insan mükellef olmaz. Hatta bu meylin harekete geçmesinden sonra kendini zaptedebilen kimse, Allah tarafından övülmeye ve mükâfatlandırılmaya layıktır.Veya Hz. Yusuf’un niyetlenmesinden murat, “Allah’tan korkmasam onu öldürürdüm” ifadesinde olduğu gibi, “neredeyse niyetlenecekti” anlamını ifade eder.



لَوْلا أَن رَّأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ “Şayet Rabbinin bürhanını görmeseydi…”



Bu ifade, yeni bir cümledir. “Rabbinin bürhanını görmeseydi, O da niyetlenirdi” şeklinde evveline ait mana verilmesi caiz değildir. Bu ifadenin cevabı, ona delâlet eden mahzuf bir cümledir.



“Rabbinin hürhanı” hakkında değişik açıklamalar vardır:



1-Hz. Cebraili gördü.



2-Parmaklarını ısırır vaziyette Hz. Yakub kendisine temessül etti.



3-Azîzi gördü.



4-Kendisine şöyle nida edildi: “Ey Yusuf! Sen peygamberler içinde yazılısın, ama sefih kimselerin yaptığını yapıyorsun!”



كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاء “Ondan fenalığı ve fuhşu uzak tutalım diye böyle yaptık.”



Ona bu şekilde bürhan göstermemiz, efendisine hıyanet kötülüğünden ve zinadan O’nu korumak içindi.



إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ “Çünkü o, bizim muhlas kullarımızdandı.”



O, Allaha taat için seçtiğimiz kullarımızdan idi.







25- وَاسُتَبَقَا الْبَابَ “İkisi de kapıya koştular.”Yusuf ondan kaçtı, çıkmak için kapıya yöneldi, o da çıkmasına engel olmak için peşinden koştu.



وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِن دُبُرٍ “Kadın, onun gömleğini arkadan yırttı.”



وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ “Ve kapının yanında hanımın efendisiyle karşı



karşıya geldiler.”




قَالَتْ مَا جَزَاء مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوَءًا إِلاَّ أَن يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Kadın dedi: Eşine fenalık yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya elem verici bir azaba uğratılmaktan başka ne olabilir?”



Böyle diyerek kendisinin Yusuftan kaçtığını zannettirip kocası nazarında ithamdan kurtulmak istedi.







26- قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَن نَّفْسِي “Yusuf dedi: O benden yararlanmak istedi.”



Hz. Yusufun böyle demesi, kadının onu karşı karşıya bıraktığı zindan veya elem verici azaptan kurtulmak içindi. Yoksa, kadın yalan söylemese, o böyle demezdi.



وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّنْ أَهْلِهَا “Kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti:”



Bu şâhidin kimliği hakkında “Züleyhanın amca oğlu”-veya “beşikte bir bebek olan dayı oğlu” şeklinde farklı açıklamalar vardır:



Hz. Peygamberden şöyle nakledilir: “Dört kişi, henüz bebekken konuştu:



1-Firavunun tarakçısının oğlu.[3>



2-Hz. Yusuf’un masumiyetine şehadet eden çocuk.



3-Cüreyc’in arkadaşı.[4>



4-Hz. İsa.[5>



Allahu Teâlâ’nın, Züleyhanın ailesinden birine şahitlik yaptırması, onun ilzam edilmesi içindir.



إِن كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الكَاذِبِينَ “Eğer gömleği önden yırtılmış ise kadın doğru söylemiştir, O (Yusuf) ise yalancılardandır.”



Çünkü böyle bir durumda kendini korumak isterken gömleği önden yırttığı anlaşılır.







27- وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِن الصَّادِقِينَ “Eğer gömleği



arkadan yırtılmış ise kadın yalan söylemiştir, O ise doğru söyleyenlerdendir.”




Çünkü böyle bir durumda, Züleyhanın O’nun peşinden gittiği ve elbisesini arkadan çekip yırttığı anlaşılır.







28- فَلَمَّا رَأَى قَمِيصَهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ قَالَ “Gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce şöyle dedi:”



إِنَّهُ مِن كَيْدِكُنَّ “Bu iş, siz kadınların tuzağındandır.”



Yani, hem suçlu olup hem de masum rolü ile “eşine fenalık yapmak isteyenin cezası nedir?” demek, siz kadınların hilesindendir.



إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ “Gerçekten de sizin tuzağınız çok büyüktür.”



Burada hitap Züleyhaya veya emsali kadınlaradır. Bütün kadınlara yönelik de olabilir.



Kadınların hilesinin çok büyük olması şundandır:



- Kadınların hilesi daha latif, kalbi daha ziyade çelicidir, nefse daha çok tesir eder.



-Ayrıca kadınlar yüz yüze erkekleri kandırmaya çalışırlar, şeytan ise vesvese vererek aldatmaya çalışır.







29- يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا “Yusuf ! Sakın sen bundan bahsetme!Yani, bunu gizle, kimseye söyleme.



وَاسْتَغْفِرِي لِذَنبِكِ (Züleyha!) Sen de günahından dolayı istiğfar et.”



إِنَّكِ كُنتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ “Çünkü sen gerçekten günahkarlardan oldun.”







30-
وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ “Şehirde bazı kadınlar şöyle dediler:”



امْرَأَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهَا عَن نَّفْسِهِ “Azizin hanımı, delikanlısından murad almaya kalkmış.”



Kadınlar hikayeyi Mısırda yaydılar.



قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا “Onun sevdası yüreğine işlemiş.”



Onun sevgisi gönlünün en derinlerine varmış,



إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ”Doğrusu biz onu (Züleyha’yı) apaçık bir dalalette görüyoruz.”



Biz onu, istikametten ayrılmış, doğru olandan uzaklaşmış biri olarak görüyoruz.







31- فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ “Azizin hanımı onların mekrini işitince, onlara davetçi gönderdi.”



Züleyha, şehirdeki kadınların kendi gıyabında böyle ileri geri konuşmalarını işitince, onları saraya davet etti.



Ayette, kadınların yaptıklarından “mekr” yani tuzak olarak bahsedilmesi şu cihetlerden olabilir:



-Çünkü onlar bu tür konuşmaları tuzak kuran kimsenin gizliden işler çevirmesi gibi yapmışlardı.



-Veya Züleyha onlara bu sırrını gizli tutmaları kaydıyla söylemişti, ama onlar bunu ifşa ettiler.



وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً “Ve onlara mükellef bir sofra hazırladı.”



وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِّنْهُنَّ سِكِّينًا “Onlardan her birine bir bıçak verdi.”



Ta ki, ellerinde bıçaklar olduğu halde yerlerine otursunlar. Yusuf onlara çıktığında şaşırıp kalsınlar. Kendilerinden geçip ellerini kessinler. Bu da Züleyhaya delil olsun, bununla onları ilzam etsin.



Şöyle bir mana da olabilir: Züleyha kırk kadın çağırmıştı. Yusufu onların yanına çağırdığında kırk eli bıçaklı kadının arasında Yusuf korkacak, Züleyhanın mekrini anlayacaktı.



Züleyhanın bu daveti, doğrudan bir ziyafet daveti de olabilir. O zamanın sosyetesi yaslanarak yiyip içtiklerinden ayette böyle ifade edilmiştir.[6> İslâmda ise, böyle yaslanarak yiyip içilmesi yasaklanmıştır.



وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ “Ve “çık karşılarına” dedi.”



فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ “Onu gördüklerinde, gözlerinde çok büyüttüler.”



Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Miraç gecesinde Hz. Yusufu gördüm. Ayın ondördü gibi idi.”



Denildi ki: Yusufun yüzünün parıltısı duvarlarda görülürdü.



وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ “Ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler.”



Onu gördüklerinde, aşırı heyecandan bıçaklarla ellerini kestiler.



وَقُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا هَذَا بَشَرًا “Dediler ki: Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil.”



“Haşa lillah” ifadesi Allahu Teâlâyı acz sıfatlarından tenzih etmektir ve böyle bir şeyi yaratmasından dolayı hayretini bildirmektir.[7>



إِنْ هَذَا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ “Bu, olsa olsa ancak yüce bir melektir.”



Çünkü böyle bir cemâl, insan için alışılmış bir şey değil.



Çünkü; parlak bir cemâl, yüksek bir kemâl ve tam bir masumiyet meleklerin özelliklerindendir.



Veya O’nun cemâli, insan cemâlinin fevkindedir. O güzelliğin daha fevkinde ancak melek olabilir.







32- قَالَتْ فَذَلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ “Dedi: Gördünüz, beni hakkında kı



nadığınız kimse, işte bu!”




Daha önce hakkıyla tasavvur edemediğiniz ve bu yüzden de kendisiyle adımın çıkmasından dolayı beni kınadığınız Ken’anlı köle işte bu kişi! Şayet daha önce O’nu görebilseydiniz benim yaptığıma hak verirdiniz.



وَلَقَدْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ فَاسَتَعْصَمَ “Andolsun, ben bunun nefsinden yararlanmak istedim de o, namuslu davrandı.”



وَلَئِن لَّمْ يَفْعَلْ مَا آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِّنَ الصَّاغِرِينَ “Ve yemin ederim ki, emrimi yerine getirmezse, muhakkak zindana atılacak ve kesinlikle zelillerden olacaktır.”



Böylece Züleyha, Yusuf ile başından geçenleri ikrar etti. Bunu ikrarı, onların kendisini mazur görüp de yardımcı olmaları ümidiyle idi.







33- قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ “Yusuf dedi: Ya Rabbi! Zindan, bunların beni davet ettikleri şeyden bana daha sevimlidir.”



Her ne kadar nefis onların davet ettiklerini arzulasa ve zindandan hoşlanmasa da, ben zindanı tercih ediyorum.



“Bunların beni davet ettikleri” ifadesini kullanması, kadınların Hz. Yusufu Züleyhaya muhalefetten korkutmaları ve itaat etmesini teşvik etmelerindendir.



Veya kendilerine davet etmiş olmaları da muhtemeldir.



Denildi ki: Hz. Yusufun zindanla mübtela kılınması, bunu telaffuz etmesi yüzündendir. Daha evlâ olanı Allahtan afiyet istemesiydi. Bundan dolayıdır ki, Hz. Peygamber (asm) belâ karşısında Allahtan sabır isteyen kimseye “afiyet iste” diye uyarıda bulunmuştur.



وَإِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ “Eğer bu kadınların tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben onlara meylederim.”



Şayet ismet üzere sebat verip de zindanı bana sevdirmez, bana diğerinden daha güzel göstermezsen fıtrî olarak ve şehvetimin muktezası üzere onlara meylederim.



وَأَكُن مِّنَ الْجَاهِلِينَ “Ve cahillerden olurum.”



Onların beni davet ettikleri şeyi yapmakla sefih – cahil kimselerden olurum. Çünkü hikmet sahibi kimse, çirkin iş yapmaz.



Veya o takdirde aslında bildiği hâlde sanki bilmiyormuş gibi hareket edenlerden olurum. Çünkü böyle kimseler, bilmeyen kimselerle eşit olurlar.







34- فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ “Rabbi de onun duasını kabul buyurdu.”



فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ “Kadınların tuzaklarını Ondan bertaraf etti.”



O’na iffetli kalma hususunda sebat verdi. Böylece zindanın meşakkatini çekmeye nefsini ikna etti. O çileli zindanı, isyanı tazammun eden geçici lezzetlere tercih etti.



إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ “Şüphesiz O, Semi’ – Alîmdir.”



O Allah Semi’dir, kendisine iltica edenlerin duasını işitir. Alîm’dir, onların hâllerini ve maslahatlarına uygun olanın ne olduğunu bilir.







35- ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّن بَعْدِ مَا رَأَوُاْ الآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ “Bu kadar delili gördükleri halde, sonra yine de Yusuf’u bir süre için zindana atma düşüncesi onlarda ağır bastı.”



Sonra Azîz ve ailesi, Hz. Yusufun suçsuzluğuna delâlet eden,



-Çocuğun şehâdeti,



-Gömleğinin arkadan yırtılması,



-Kadınların ellerini kesmeleri,



-Hz. Yusufun kendini onlara kaptırmaması gibi şahitleri görmelerine rağmen, bir süre O’nu hapsetmeyi uygun gördüler.



Böyle bir karar almaları, Züleyhanın kocasını buna ikna etmesi, “bir süre hapsedelim, bakalım durum ne olacak” şeklinde kandırması sonucu oldu.







Veya bu kararı almaları, insanların onu suçlu sanmaları içindi. Hz. Yusuf zindanda yedi yılkaldı.




[1> Yani, Hz. Musa döneminde saray içinde Hz. Musaya iman eden kimsenin Kur’anda yer alan bu ifadesi “Hani daha önce de apaçık delillerle Hz. Yusuf sizin ecdadınıza gelip anlatmıştı” manasınadır.



[2> İnsanlar içinde elbette nice feraset sahibi kimseler gelip geçmişlerdir. Burada nazara verilenler, bunlardan üç nümunedir



[3> Firavun hanedanından olan Hızkıl ve zevcesi, imanını gizleyen mü’minlerdendi. Bunlar, iman ettiklerini açıkladıklarında ise idam edildi. Hızkıl’ın zevcesi, Firavunun kızlarından birinin tarakçısı idi. Bir gün Firavunun kızının saçını tararken tarak elinden düşünce “Bismillah” dedi. Kız onun iman ettiğini anladı ve durumu babasına haber verdi. Firavun onu yanına çağırdı ve ona “Senin Rabbin kim?” diye sordu. O “Benim de Rabbim, senin de Rabbin Allah’tır” dedi. Firavun buna öfkelendi ve tandırda ateşin yakılmasını, kadının çocuklarıyla beraber ateşe atılmasını emretti. Sonra oğullarını birer birer ateşe attırdı. Son oğlu, süt emen bir bebek idi. Bebek annesine “Anneciğim sabret! Çünkü sen hak üzeresin” dedi. Derken annesi bebeğiyle birlikte ateşe atıldı.



[4> Cüreyc, kendisine ait bir manastırda inzivaya çekilip ibadet eden rahip bir kimse idi. Manastırının altında barınan bir sığır çobanı vardı. Köy halkından bir kadın da, bu çobana gider gelirdi. Bir gün, Cüreyc namaz kılarken annesi gelip: “Ey Cüreyc!” diye ona seslendi. Cüreyc namazda olduğu için cevap vermedi. Annesi aynı şekilde üç defa seslendi, o ise cevap vermedi. Bunun üzerine annesi ona beddua ederek şöyle dedi: “Ey Cüreyc! Fahişelerin yüzüne bakmadıkça, Allah senin canını almasın.”



Bir müddet sonra sığır çobanına gidip gelmekte olan o kadın, çobandan hamile kaldı. Gayr-ı meşru doğurduğu çocukla hükümdara getirildi. Hükümdar “Bu çocuk kimden?” diye sordu: Kadın: “Cüreyc’den,” dedi. Hükümdar “Manastırını yıkın ve onu bana getirin,” dedi.



Bunun üzerine manastırını yıktılar, kendisini de boynuna ip bağlayarak mahkemeye getirdiler. Hükümdar, fahişe kadını gösterip “bu kadın, bebeğin senden olduğunu iddia ediyor” dedi. Cüreyc, bebeğe dönüp sordu: “Senin baban kim?” Çocuk: “Sığır çobanı,” dedi.



Cüreycin masumiyeti anlaşılınca, hükümdar ”Senin manastırını altından yapalım mı?” dedi. Ama Cüreyc kabul etmedi. Hükümdar “Gümüşten yapalım mı? dedi Cüreyc yine kabul etmedi. “Onu eskiden olduğu gibi yapın” dedi.



[5> Hz. İsanın konuşması, Meryem sûresi 27- 33. ayetlerde anlatılır.



[6> Ayette geçen “müttekee” kelimesi, “yaslanıp oturacak yer” anlamına da gelir. Yapılan açıklama, bu manaya göredir.



[7> Bu Türkçemizde daha çok “Aman Allahım!” şeklinde de ifade edilir.

36- وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانَ “Ve zindana onunla birlikte iki delikanlıgirdi.”



Hz. Yusuf zindana atıldığında, hükümdarın şarapçısı ve ekmekçisi de “hükümdarı zehirlemek istiyorlar” gerekçesiyle zindana gönderilmişti.



قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْرًا “Birisi dedi: Rüyada kendimi içki sıkarken görüyorum.”



“Rüyada kendimi içki sıkarken görüyorum”
demesinde mecaz vardır. Bundan murat üzüm sıkmasıdır. Sıktığı üzüm, neticede içki olacağı için böyle ifade edilmiştir. Bu rüyayı gören, hükümdarın şarapçısı idi.



وَقَالَ الآخَرُ إِنِّي أَرَانِي أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ “Öteki de dedi: Ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların ondan yediğini görüyorum.”



نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ “Bize bunun te’vilini haber ver.”



إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ “Çünkü biz seni muhsinlerden görüyoruz.”Seni rüya tabirini iyi yapanlardan görüyoruz.



Bunların Hz. Yusufa varıp rüyalarının tabirini istemeleri, O’nun insanları uyarmasını ve rüyalarını tabir etmesini görmelerindendi.







37- قَالَ لاَ يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلاَّ نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ أَن يَأْتِيكُمَا “Yusuf dedi: Size rızık olarak verilecek bir yemek gelmeden önce onun te’vilini (ne geleceğini) size bildiririm.”



Hz. Yusuf, peygamberlerin ve o yolda giden âlimlerin hidayet ve irşatta metodları olduğu üzere, onların taleplerini yerine getirmezden önce kendilerini tevhide davet etmek ve doğru yola irşat etmek istedi. Bunun için de davette ve rüyâ tabirinde doğruluğuna delâlet edecek gaybtan haber vermek şeklinde bir mu’cizeyi onlara söyledi.



ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي “Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.”



Bu, Rabbimin bana ilham ve vahiyle öğrettiği şeylerdendir, yoksa kehanette bulunmak, fal bakmak kabîlinden bir olay değildir.



إِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لاَّ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ “Çünkü ben Allah’a inanmayan bir kavmin dinini terkettim.”



Ayetin bu kısmı, Hz. Yusufa verilen ilmin sebebini beyan eder. Yani, “Allahın bunları bana öğretmesi, benim bu kimselerin dinini terk etmemden dolayıdır.”



وَهُم بِالآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ “Ve onlar, ahireti de inkâr eden kimselerdir.”







38-
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَآئِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum.”Hz. Yusufun bu peygamberlerin isimlerini söylemesi, davete hazırlık ve kendisinin nübüvvet evinden olduğunu ortaya koyarak muhataplarını kendisini dinlemeye teşvik etmek ve güvenmelerini sağlamak içindir



Bundan dolayı, bilinmeyen kimsenin tanınmak için kendini anlatması, böylece kendisinden istifade edilmesini sağlaması caiz görülmüştür.



مَا كَانَ لَنَا أَن نُّشْرِكَ بِاللّهِ مِن شَيْءٍ “Bizim, Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmamız söz konusu olamaz.”



Biz peygamberlerin, hangi şey olursa olsun, bir şeyi Allaha şerik kılması söz konusu değildir.



ذَلِكَ مِن فَضْلِ اللّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ “Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur.”



İşte Allah bu tevhid lütfunu bize vahiyle gösterir. Diğer insanlara da onların irşadı ve tevhidde sebatlarını sağlamak için bizi göndermesiyle gösterir.



وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ “Fakat insanların çoğu şükretmezler.”Lakin, kendilerine peygamber gönderilen insanların çoğu bu lütfa şükretmek yerine ondan yüz çevirirler, akıllarını başlarına almazlar.Veya şöyle de düşünülebilir: İşte bu tevhid, deliller nasbederek ve ayetler indirerek



Allahın bize ve diğer insanlara bir lütfudur. Lakin insanların çoğu onlara bakmazlar, onlarla istidlâlde bulunmazlar. Böylece nimete nankörlük edip şükretmeyen kimseler gibi hezeyanlarda bulunurlar.







39- يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ “Ey benim zindan arkadaşlarım!”



أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ “Ayrı ayrı birçok rabler mi daha hayırlı, yoksa Vahid-i Kahhar (her şeye hâkim ve galip olan bir tek) Allah mı?”







40-
مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَآؤُكُم “Sizin Onu bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir.”



Hz. Yusuf’un bu hitabı, hem o iki zindan arkadaşına, hem de Mısır halkından olup da onların dini üzere olan kimseleredir.



مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ “Allah, bunlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir.”



Allahtan başka ilah payesi verdikleriniz müsemmasız birer isimden ibarettir, onların ilâh olduklarına ait herhangi bir delil yoktur. Böyle olunca sizler ancak mücerret isimlere ibadet etmektesiniz.



Yani sizler, aklın ve naklin ilahlığına delâlette bulunmadığı şeyleri “ilahlar” olarak isimlendirdiniz. Sonra da kendi verdiğiniz isimler doğrultusunda onlara tapmaya başladınız.



إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ “Hüküm ancak Allah’ındır.”İbadet meselesinde hüküm ancak Allahındır. Çünkü, Vacibu’l-vücud olması, her şeyi icad etmesi ve her şeyin işine mâlik olmasıyla ibadete bizzât layık olan O’dur.



أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ “O size, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti.”



O, peygamberlerinin diliyle sadece O’na ibadet etmenizi emretti.



ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ “İşte dosdoğru din budur.”



İşte, hak olan din budur. Ama sizler eğriyi doğrudan ayıramıyorsunuz.



وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ “Fakat insanların çoğu bilmezler.”



Hz. Yusufun bu şekilde anlatması, hakka davette tedricen bildirmek ve delilleri serdetmektir. Şöyle ki: Önce hitabet metoduyla tek Allaha inanmanın (tevhidin) ilahlar edinmeye üstünlüğünü beyan etti.



Sonra onların “ilah” adını verdikleri ve taptıklarının ibadet edilmeye layık olmadıklarına delil getirdi. Çünkü ibadete layık olmak,



-Ya bizzattır.



-Veya bilgayr’dır.



Onların ibadet ettiklerinde her iki özellik de yoktur.



Ardından da hak ve istikametli olan dini bildirdi. Öyle ki akıl da ondan başkasını iktiza etmez, ilim de ondan başkasına razı olmaz.







41- يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ “Ey benim zindan arkadaşlarım!”



أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا “İkinizden biri efendisine yine şarap sunacak.”



Bu, hükümdarın şarapçısıdır. Eski görevine dönecek.



وَأَمَّا الآخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِن رَّأْسِهِ “Diğeri ise asılacak, kuşlar başından yiyecekler.”



Bunun üzerine “hayır, inanmıyoruz” dediler. O da şöyle devam etti:



قُضِيَ الأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ “İşte öğrenmek istediğiniz iş böylece halloldu.”







42-
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِّنْهُمَا (Yusuf), o ikisinden kurtulacağınızannettiği kimseye şöyle dedi:”Hz. Yusuf, onun kurtulacağını içtihadıyla bilmişse, zann-ı galiple bu tabiri yapmış olur. Şayet gelen bir vahiyle bilmişse, o zaman buradaki zannın yakîn ile te’vili gerekir.



اذْكُرْنِي عِندَ رَبِّكَ “Beni rabbinin (efendinin) yanında an.”



Benim hâlimi hükümdarın yanında anlat da, beni buradan çıkartsın.



فَأَنسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ “Fakat şeytan, ona rabbinin (efendisinin) yanında anmayı unutturdu.”Ancak şeytan şarapçıya bunu unutturdu.



Şöyle bir manaya da işareti düşünülebilir: Şeytan Hz. Yusufa Allahı anmayı unutturdu, başkasından yardım talebinde bulundu.Hz. Peygamberin şu hadisi de bu manayı teyid eder:



“Allah, kardeşim Yusufa rahmet etsin! “Beni rabbinin yanında an”



demeseydi beş yıldan sonra yedi yıl daha zindanda kalmayacaktı.” Zor durumlardan kurtulmak için insanlardan yardım istemek her ne kadar kısmen güzel bir durum ise de, enbiya makamına uygun değildir.



فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ “Böylece, daha yıllarca zindanda kaldı.”



Ayetteki “bid-i sinîn” üç ile dokuz yıl arasını ifade eder.

43- وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ “Hükümdar dedi: Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla o kadar da kuru başak görüyorum.”



يَا أَيُّهَا الْمَلأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِن كُنتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ “Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız rüyamın tabirini bana bildirin.”Hükümdar rüyasında kuru bir nehir yatağından yedi semiz ineğin çıktığını, ardından gelen yedi cılız ineğin bunları yediğini gördü. Ve yedi dolgun başak, ardından da yedi kuru başak gördü. Kuru olanlar dolgun başaklara kıvrıldı, onlara galip geldi.Ayette başakların hâlinin anlatılmaması, evvelinde ineklerin hâlinin anlatılması sebebiyledir.



Rüya tabiri, hayalî suretlerden ruha ait manalara intikal etmektir. Rüyada görülen suretler, o manaların misalidirler.







44- قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ “Dediler ki: Bunlar adğas-ı ahlam (karmakarışık rüyalar) dır.” “Adğas” kelimesi, karışık bitki demeti için kullanılır. “adğas-ı ahlam”, sadık olmayan rüyalar için istiare yoluyla kullanılmıştır.



Hükümdarın adamlarının bunu çoğul olarak ifade etmeleri,



-Ya rüyanın batıl olduğunu daha mübalağalı anlatmak içindir.



-Veya rüyanın birbirinden farklı şeyleri tazammun etmesindendir.



وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ “Biz (böyle) rüyaların te’vilini bilemeyiz.”



Burada rüyalardan maksat, özellikle bir manası olmayan batıl rüyalardır. Yani, “bize göre bu rüyanızın bir te’vili yoktur. Te’vil, ancak sadık rüyalar için geçerlidir.”



Onların bu ifadesi, sanki onların bu rüyanın te’vilini bilmemelerinde mazur olduklarını ifade için ikinci bir mukaddimedir.







45- وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ “Nice zaman sonra, o iki kişiden kurtulmuş olanı hatırlayıp şöyle dedi:” “Nice zaman sonra” ifadesi, cümle-i muterizadır.



Bahsi geçen kişi, Hz. Yusuf’un iki zindan arkadaşından biri olan şarapçıdır.



أَنَاْ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِ “Ben size o rüyanın te’vilini haber veririm.”



فَأَرْسِلُونِ “Beni hemen gönderin.”“Beni bu işi bilene gönderin.” Veya “beni zindana gönderin.”







46- يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ “Yusuf, ey sıddık kişi!”Yani, bu talebinden sonra Yusufa gönderildi. Ona vardı ve “Ey Yusuf” dedi.



Hz. Yusuf’a “özü sözü bir, dosdoğru kişi” anlamında “sıddık” demesi, O’nun hâllerini daha önceden denemesi, kendi rüyası ve arkadaşının rüyasının te’vilinde O’nun doğruluğunu tanımasındandır.



أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ “Bize şunu hallet: Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor ve yedi yeşil başakla o kadar da kuru başak var.”



لَّعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ “Umarım, insanlara doğru cevap ile dönerim, ola ki onlar da bilirler.”Olur ki bu tabirle hükümdara ve yanındakilere varırım.Olur ki rüyanın te’vilini veya Senin fazlını ve konumunu bilirler.Şarapçı hem kendisi hem de insanlarla alakalı kesin ifade kullanmadı. Çünkü döneceğini kesin olarak bilmiyordu, varmadan ölebilirdi. İnsanlar da o zaman rüyanın te’vilini, Hz. Yusufun durumunu bilemezlerdi.







47- قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا “Dedi: Yedi sene eskisi gibi ekeceksiniz.”Devam edegelen âdetiniz üzere yedi yıl ekersiniz.



فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تَأْكُلُونَ “Biraz yiyeceğiniz dışında, biçtiklerinizi başağında bırakın.”Hasat ettiğinizi başağında bırakın, ta ki güveler yemesin.







48-
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تُحْصِنُونَ “Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, sizin zorzamanlar için sakladıklarınızı, -muhafaza ettiğiniz az bir miktar dışında- yiyip bitirecek.”Hz. Yusufun yeme işini senelere vermesi mecazdır. Bunda rüyadakilerin tabire tatbiki vardır. Yani, o kıtlık yıllarındaki insanlar, daha önceden onlar için depoladığınız mahsullerden yerler.







49- ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ “Sonra da onun arkasından bol yağışlı, insanların kıtlıktan kurtulacağı bir sene gelecek, onda (üzüm, zeytin gibi mahsulleri) sıkıp faydalanacaklar.”O yedi zor yıl geçtikten sonra insanlara bolca yağmur yağdırılır, kuraklıktan kurtarılırlar.



O yılda insanlar mahsulün bolluğundan dolayı üzüm ve zeytin gibi gıdaları sıkarlar, sonrası için de istifade ederler. Ayrıca o yılda hayvanlar bol bol süt verir, insanlar onları sağarlar.



Bu, Hz. Yusuftan onlara bir müjdedir. Hz. Yusuf önce rüyayı tabir etti. Semiz inek ve dolgun başakları bolluk yıllarıyla, cılız inek ve kuru başakları da kıtlık yıllarıyla te’vil etti. Cılız ineğin semizi yemesini ise, bolluk yıllarında toplananı kıtlık yıllarında yemek olarak açıkladı.



Hz. Yusuf bunu vahiyle bilmiş olabilir.



Veya kıtlığın bitmesinin bolluk anlamına gelmesinden veya Allahın âdetinin kullara darlık verdikten sonra genişlik vermek şeklinde cereyanından bunu söylemiş de olabilir.







50- وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ “Hükümdar, “Onu bana getirin” dedi.”



Hükümdar bunu, şarapçı gelip tabiri söyledikten sonra dedi.



فَلَمَّا جَاءهُ الرَّسُولُ قَالَ “Elçi Onun yanına gelince, (Yusuf) dedi ki:”



ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ “Haydi rabbine (efendine) geri dön.”



فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ “Ona, o ellerini kesen kadınların durumlarını sor.”



Hz. Yusuf böyle diyerek çıkma hususunda acele etmedi. Kadınların durumunun sorulmasını, hâllerinin araştırılmasını istedi. Ta ki kendisinin masumiyeti ortaya çıksın, zulmen hapsedildiği bilinsin, ona hased eden kişi onu kabahatli göstermede bir vesile bulamasın.



Bunda ithamları nefyetmede gayret gösterilmesine ve töhmet mevkilerinden kaçınmak lazım geldiğine bir delil vardır. Hz. Peygamber, Hz. Yusufun bu tavrı hakkında şöyle demiştir:



“Ben O’nun yerinde olsaydım ve O’nun kaldığı kadar hapiste kalsaydım, hemen icabet ederdim.”



Hz. Yusuf “Efendine git, kadınların durumunu soruşturmasını ondan iste” demek yerine “Haydi rabbine (efendine) geri dön. Ona, o ellerini kesen kadınların durumlarını sor” demesi, gelen elçiyi araştırmaya teşvik içindir ve durumun tahkikini yapmasını istemektir.



Hz. Yusufun genel olarak “kadınların durumunu ondan sor” deyip O’na yaptıklarına mukabil Züleyhadan söz etmemesi bir kerem misalidir ve edebe müraattir.



إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ “Hiç şüphe yok ki Rabbim, onların tuzaklarını çok iyi bilir.”



Onlar Hz. Yusufa “Hanımefendine itaat et!” demişlerdi.



Ayette onların tuzağının büyüklüğünü bildirmek ve Allahın ilmini buna şahit tutmak vardır. Ayrıca kendisinin, yapılan iftiralardan beri olduğunu göstermek ve tuzaklarından dolayı da onlara bir tehdit söz konusudur.







51- قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَاوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفْسِهِ (Hükümdar o kadınlara)dedi: Derdiniz neydi ki, o vakit Yusuf’un nefsinden murad almaya kalktınız?”



قُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِن سُوءٍ “Onlar “Hâşâ, Allah için, biz onun aleyhinde hiçbir fenalık bilmiyoruz” dediler.”“Haşa lillah” ifadesi Allahı tenzihtir, böyle iffetli birini yaratmasındaki kudretini hayretle karşılamaktır.



قَالَتِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ الآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ “Aziz’in hanımı dedi: Şimdi hakikat ortaya çıktı.”



أَنَاْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ “Onun nefsinden ben murat almak istedim.”



وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ “O ise şüphesiz doğrulardandır.”







52-
ذَلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ “Yusuf dedi: İşte bu, şunun içindir: Bilsin ki, ben ona arkasından hainlik etmedim.”Hz. Yusuf daha önce “O benden yararlanmak istedi.” (Yusuf, 26) demişti. Hz. Yusuf, bunu elçi kendisine dönüp de onların kelâmını haber verince söyledi. Yani, “benim hemen çıkmayıp durumun tahkikini isteyişim, gıyabında kendisine hıyanet etmediğimi Azizin bilmesi içindir.”



وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ “Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz.”



Allah hainlerin hilesini nafiz kılmaz, hedefine vardırmaz.



Hz. Yusufun bu ifadesinde, Züleyhanın kocasına hıyanetine bir tariz vardır. Ayrıca, kendisinin emanete hıyanet etmediğini ise te’kid vardır. Bundan dolayı devamında şöyle dedi:







53- وَمَا أُبَرِّىءُ نَفْسِي “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum.”



Hz. Yusuf böyle diyerek bununla muradının nefsini temize çıkarmak ve hâlini beğenmek olmayıp, Allahın kendisine ihsan ettiği ismet (günahtan uzak kalmak) ve muvaffakiyeti ortaya koymak olduğuna tenbihte bulundu.



İbnu Abbastan şöyle nakledilir: Hz. Yusuf “ben Azizin gıyabında kendisine hıyanet etmedim” deyince Hz. Cebrail Ona “içinden geçirdiğinde de mi hıyanet etmedin?” dedi. O zaman Hz. Yusuf böyle cevap verdi.



إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ “Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder.”



Nefis, cibilliyeti itibariyle şehevi şeylere meyillidir, onlara niyetlenir, içinden geçirir, kuvvelerini ve azalarını daima bunların peşinde kullanır.



إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ “Ancak Rabbimin rahmet ettiği müstesna.”



Ancak Rabbimin rahmetine mazhar kıldığı vakitte, nefis kötülüğü emretmez.



Veya ancak Allahın rahmetine mazhar kılıp da koruduğu nefisler, bu hükümden müstesnadır.



Denildi ki: Buradaki istisna munkatı da olabilir. Yani, “lakin Rabbimin rahmeti, işte nefsin kötülüğünü çeviren ancak odur.”



Denildi ki: Ayet, Züleyhanın sözünü hikâye etmektedir. İstisna edilen nefis, Hz. Yusuf ve emsalinin nefisleridir.



إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ “Şüphesiz Rabbim Ğafurdur – Rahîm’dir.”Benim Rabbim Ğafur’dur, nefsin fıtrî meyillerini bağışlar. Rahîm’dir, dilediğine günahlardan korunma bahşederek rahmetine mazhar kılar.



Veya, nefsinin kötülüğünü kabul ederek günahı için istiğfar edenleri bağışlar ve merhamet istediği şeyde onu merhametine mazhar kılar.







54- وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي “Hükümdar dedi: Onu bana getirin, kendime seçeyim.”



فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ إِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مِكِينٌ أَمِينٌ “Onunla konuşunca: “Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin” dedi.” O’nu getirdiklerinde, kendisi ile konuşup ondaki kapasite ve dehayı görünce böyle söyledi.



Rivayete göre, Hz. Yusuf zindandan çıkınca yıkandı, temizlendi, yeni elbiseler giydi. Hükümdarın yanına varınca içinden şöyle dua etti: “Allahım, Senden onun hayrını isterim, izzet ve kudretinle şerrinden Sana sığınırım.” Sonra ona selam verdi, İbranice olarak ona dua etti. Hükümdar “bu dil nedir?” diye sordu. Hz. Yusuf “ecdadımın dili” dedi. Hükümdar yetmiş dil biliyordu, o dillerle Hz. Yusufa konuştu, O da o dillerin hepsini kullanarak cevap verdi. Hükümdar O’na şaştı. Ardından “rüyamın tabirini Senden duymak istiyorum” dedi, rüyasını anlatmaya başladı. İnekleri ve başakları vasfetti, gördüğü şekilde durumlarını bildirdi. Sonra da O’nu tahta oturttu, yetki sahibi kıldı.



Denildi ki: Züleyhanın kocası olan Aziz o günlerde vefat etti, hükümdar Onun görevini Hz. Yusufa verdi, O’nu Züleyha ile evlendirdi. Hz. Yusuf, Züleyhanın bakire olduğunu gördü, iki çocukları oldu.







55- قَالَ اجْعَلْنِي عَلَى خَزَآئِنِ الأَرْضِ “Yusuf dedi: Beni arzın hazinelerine yetkili kıl.”



Arzdan murat, Mısır diyarıdır.



إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ “Çünkü iyi korurum, iyi bilirim.”



Ben, o hazinelere layık olmayandan onu korurum, devlet malının nasıl kullanılacağını bilirim.



Belki de Hz. Yusuf, hükümdarın kendisini devlet işinde kullanacağını hissetti, umuma faydası olan bir görevi tercih etti.Bunda,



-Göreve talip olmanın caiz olmasına,



-Kendisinin o işe müstaid olduğunu izhar etmeye,



-Hakkı yerine getirmek, halkı idare etmek ancak böyle bir yolla olacaksa, kâfir elinden görev almanın cevazına bir delil vardır.



Mücahid, hükümdarın Hz. Yusufun eliyle hak dine girdiğini söyler.







56- وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ “Ve işte biz böylece Yusuf’u arzda yerleştirdik.”



يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاء “Neresinde isterse orada makam tutuyordu.”



نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَن نَّشَاء “Biz rahmetimizi dilediğimize isabet ettiririz.”



Biz rahmetimizi dünya ve ahirette dilediğimize bahşederiz.



وَلاَ نُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ “Ve muhsin olanların mükafatını zayi etmeyiz.”



Zayi etmediğimiz gibi, er veya geç, dünyada veya ahirette tastamam amellerinin karşılığını veririz.



5ََ7- وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ “İman edip takva yolunututanlar için elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır.”Ahiretteki mükâfat, büyük ve devamlı olması sebebiyle, şirk ve günahlardan korunanlar için elbette daha hayırlıdır.

58- وَجَاء إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيْهِ (Bir gün) Yusuf’un kardeşleri geldiler ve Onun yanına girdiler.” Rivayete göre, hükümdar tarafından böyle bir göreve getirilen Hz. Yusuf adaleti sağladı, ziraatı artırmak ve hayat pahalılığını önlemek hususunda çok gayret sarfetti. Ardından kıtlık yılları geldi. Kuraklık Mısır, Şam ve etrafını kuşatmıştı. Böyle olunca, insanlar Hz. Yusufa yöneldi. O da gıda maddelerini önce dirhem ve dinarla sattı. Onlarda para namına bir şey kalmayınca da, zînet eşyalarıyla, mücevherlerle, hayvanlarla, malla, arazi karşılığı olarak sattı. Ardından da ellerinde bir şey kalmayınca köle olmaları karşılığında kendilerine gıda verdi, çevredekilerin hepsini köle yaptı. Sonra onların hâlini hükümdara arzetti, o da “ne dilersen öyle yap” deyince, hepsini serbest bıraktı, mallarını da iâde etti.



Diğer beldelere isabet eden kuraklık Ken’an diyarına da isabet etmişti. Hz. Yakub, Bünyamin dışında diğer oğullarını gıda maddesi getirmeleri için Mısıra gönderdi.



فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ “O, onları görür görmez tanıdı, onlar ise onu tanıyamamışlardı.”



Onların Hz. Yusufu tanımamaları, aradan uzun zaman geçmesi, serpildiği dönemde ondan ayrı olmaları ve kendisini unutmalarından dolayı idi. Ayrıca Onun ölüp gittiğini sanıyorlardı. Bir de onu en son gördükleri hâl ile şimdiki hâli arasında çok büyük bir fark vardı. Keza, O’nun heybet ve büyüklüğü karşısında kendisine çok da dikkatli bakamamışlardı.







59- } وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِأَخٍ لَّكُم مِّنْ أَبِيكُمْ “Onların bütünyüklerini hazırlattıktan sonra dedi ki: Baba bir diğer kardeşinizi de bana getirin.”



Rivayete göre, Hz. Yusufun kardeşleri O’nun yanına geldiklerinde aralarında şöyle bir konuşma geçti:



-“Siz kimsiniz, maksadınız ne? Belki casussunuz”



-“Haşa, böyle olmaktan Allaha sığınırız. Bizler, Yakub isminde özü sözü bir Peygamberin oğullarıyız.”



-“Sayınız kaç kişi?” “



-“Oniki kardeştik, birimiz çöle gitti, helâk oldu.”



“Burada kaç kişisiniz?”



-“On kişiyiz.”



-“Onbirinci nerede?”



-“Babamızın yanında, ölen kardeşimize bedel onunla teselli buluyor.”



-“Sizin bu sözlerinizin doğruluğuna kim şahitlik yapacak?”



-“Biz burada kimseyi tanımıyoruz ki bize şahitlik yapsın?”



-“Birinizi yanımda rehin olarak bırakın, babanızdan diğer kardeşinizi de getirin, ben de sizi tasdik edeyim.”



Bunun üzerine kur’a çektiler, kur’a Şem’una çıktı.



Denildi ki: Hz. Yusuf kişi başına belli bir erzak veriyordu. Diğer kardeşleri Bünyamin için de erzak istediler, o da kendilerine verdi ama doğru olduklarını anlamak için kardeşleri Bünyamini kendisine getirmelerini şart koştu.



أَلاَ تَرَوْنَ أَنِّي أُوفِي الْكَيْلَ “Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum.”



وَأَنَاْ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ “Ve ben ikramda bulunanların en hayırlısıyım.”







60-
فَإِن لَّمْ تَأْتُونِي بِهِ فَلاَ كَيْلَ لَكُمْ عِندِي وَلاَ تَقْرَبُونِ “Eğer onu banagetirmezseniz, benim yanımda size hiç bir zahire yok, yanıma da yaklaşmayın.”











61-
قَالُواْ سَنُرَاوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ “Dediler ki: “Onun için babasından izin almaya çalışacağız, mutlaka bunu yapacağız.”







62-
وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُواْ بِضَاعَتَهُمْ فِي رِحَالِهِمْ “Yusuf adamlarına dedi: Sermayelerini yüklerinin içine bırakın.”Hz. Yusufun, onlardan erzak karşılığı alınanların yüklerine konulmasını istemesi, onlara bir genişlik vermek, ikramda bulunmak ve erzak yardımı karşısında bir ücret almaya tenezzül etmemek idi. Babalarının yanında kendilerini tekrar erzak almaya gönderecek para olmaması ihtimalini de düşünmüştü.



لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ”Ola ki ailelerinin yanına dönünce farkına varırlar ve belki yine gelirler.”







63-
فَلَمَّا رَجِعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُواْ “Böylece dönüp babalarına geldikleri vakit, dediler:”



يَا أَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ”Ey babamız! Bizden zahire menedildi.”



فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا “Bu kere kardeşimizi de bizimle gönder ki,zahire alabilelim.”



Yani, Bünyamini götürmezsek bundan sonra bize erzak verilmeyecek.



لَهُ لَحَافِظُونَ “Biz onu kesinlikle koruruz.” Başına kötü bir iş gelmesine karşı biz onu koruruz.







64- قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ “Dedi: Ben onu size nasıl emanet ederim? Daha önce kardeşini emanet ettiğim gibi mi Onu size emanet edeceğim?”Yusuf hakkında da daha önce aynı ifadeyi kullanmış, “Biz onu kesinlikle koruruz” demiştiniz.



فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا “En hayırlı koruyan Allah’tır.”Dolayısıyla ben O’na tevekkül eder, işimi O’na havale ederim.



وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”



Onun için hıfzıyla bana merhamet etmesini, bana iki musibet birden göstermemesini ümit ederim.







65- وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَاعَهُمْ وَجَدُواْ بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ “Yüklerini açtıkların da sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular.”



قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا نَبْغِي “Dediler: Ey babamız! Daha ne isteriz?”Daha ne isteriz. Bize ikramda bulundu, güzelce misafir etti, bize erzak verdi, ücretini de geri iade etti!



هَذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا “İşte sermayelerimiz bize iade edilmiş.”



وَنَمِيرُ أَهْلَنَا “Bununla yine ailemize zahire getiririz.”



وَنَحْفَظُ أَخَانَا “Kardeşimizi de koruruz.”



وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ “Üstelik bir deve yükü fazla zahire alırız.”



ذَلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ “Bu aldığımız zaten az bir zahiredir.”



Şu anda getirdiğimiz az bir şeydir, bize yetmez.Böyle diyerek, getirdiklerini az buldular, tekrar hükümdara varıp daha fazlasını getirmek ve kişi başına erzak verildiğinden, Bünyamini de götürüp onun hissesini de almak istediler.



Ayetin ifadesi, “İşte bu, topu topu bir deve yükü bir şey. Hükümdar bize bunda zorluk çıkarmaz, bunu vermek ona zor gelmez” manasını da ifade edebilir.



Denildi ki: Bu ifade Hz. Yakub’un sözüdür. Yani, “bir deve yükü erzak az bir şeydir, bunun için Bünyamini tehlikeye atmak olmaz.”







6ّ6- قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِّنَ اللّهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ إِلاَّ أَن يُحَاطَ بِكُمْ “Dedi: Çaresiz kalmak hali dışında, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah’tan bir yemin vermedikçe, onu asla sizinle göndermem.”Mağlup olup güç yetirememesi veya hepinizin ölmesi gibi durumlar hariç her türlü durumda onu bana getireceksiniz. Ancak her taraftan kuşatılıp elinizden bir şey gelmezse, ona bir şey diyemem.











فَلَمَّا آتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ “Onlar da yeminle söz verince, dedi ki:”



اللّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ “Bu söylediklerimize Allah vekildir.”Allah benim sizden aldığım ahde vekîldir, hâlimizi görür, her şeyimize muttalidir.







67- وَقَالَ يَا بَنِيَّ لاَ تَدْخُلُواْ مِن بَابٍ وَاحِدٍ “Ve dedi: Yavrularım! (Şehre)hepiniz bir kapıdan girmeyin.”



وَادْخُلُواْ مِنْ أَبْوَابٍ مُّتَفَرِّقَةٍ “Ayrı ayrı kapılardan girin.”Çünkü cemâl ve azamet sahibi kimselerdi. Mısırda hükümdara yakınlık ve ikramına mazhariyetle meşhur olmuşlardı. Bundan dolayı toplu hâlde bir yerden girip de kendilerine nazar değmesinden korktu. Muhtemelen



Hz. Yakub bunu ilk gidişlerinde onlara tavsiye etmemişti. Çünkü o zaman Mısırda henüz bilinmiyorlardı.



Veya Hz. Yakubu böyle demeye sevkeden sebep, Bünyamine bir şey olur korkusu idi.



İnsan ruhunun bir kısım etkileri vardır, bunlardan biri de nazar değmesidir. Hz. Peygamberin Allaha sığınırken şöyle demesi buna delâlet eder:



“…Allahım her bir şeytandan ve zararlı hayvandan ve her türlü kötü nazardan Senin tam olan kelimelerinle Sana sığınırım.”



وَمَا أُغْنِي عَنكُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ “Gerçi Allah’tan gelecek her hangi birşeyi sizden engelleyemem.”



Ama Allah size bir şey takdir etmişse, gösterdiğim bu tedbirle sizden bir belayı da def edemem. Çünkü tedbir takdiri önlemez.



إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ “Hüküm ancak Allah’ındır.”Allah size bir kötülük hükmetmişse, o muhakkak başınıza gelecektir. O zaman tedbir, size bir fayda vermez.



عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ “Ben sadece Ona tevekkül ettim.”



وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ “Öyleyse tevekkül edenler sadece O’na tevekkül etsinler.”



Ayette فَ (fe) harfi sebebiyet bildirir. Çünkü peygamberlerin fiili, onlara uyulmasına bir sebeptir.







6ّ8- وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغْنِي عَنْهُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ “Babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiklerinde, bu, onlar hakkında Allah’tan gelecek her hangi bir şeyi önlemedi.”



Gerçekten de Hz. Yakubun dediği gibi, bu tedbir Allahtan gelen bir hükme engel olmadı. Hırsızlıkla suçlandılar, Bünyamin ise hükümdarın su kabı kendi yükünde bulunmasıyla alıkonuldu, Hz. Yakubun musibeti böylece daha da artmış oldu.



إِلاَّ حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَاهَا “Bu sadece Yakub’un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu.”Ancak böyle demekle, Hz. Yakup onlara olan şefkatini ve nazar değmesine maruz kalmalarına karşı bir tedbiri ortaya koymuş oldu.



وَإِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِّمَا عَلَّمْنَاهُ “Şüphesiz O, kendisine öğrettiğimiz bir ilim sahibidir.”



Allahu Teâlânın Hz. Yakub’a ilim öğretmesi vahiyle ve hüccetler ortaya koymak suretiyledir. Bundan dolayı Hz. Yakub tedbir almakla beraber buna güvenmemiş, ““Gerçi Allah’tan gelecek her hangi bir şeyi sizden engelleyemem” demiştir.



وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ “Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”



Lakin insanların çoğu kaderin sırrını ve sakınmanın kaderi engellemediğini bilmezler.[1>




[1> Türkçemizde “tedbir bizden, takdir Allahtan” denilir. İnsan, kaderinin ne olduğunu bilmediğinden, hayatı boyunca gerekli tedbirleri almakla mükelleftir. “Kaderimde ne varsa o olur” demek, kaderin sırrını bilmemeyi ve tembelce bir tevekkül anlayışını ifade eder.

69- وَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَخَاهُ “Yusuf’un yanına girdikleri vakit, kardeşini (Bünyamin’i) yanında alıkoydu.”Hz. Yusuf, kardeşleri yanına geldiklerinde, yemek esnasında veya misafir etmek üzere ikişer ikişer oturttu. Bünyamin tek kaldı, ağladı, “Kardeşim Yusuf hayatta olsaydı benimle beraber otururdu” dedi. Bunun üzerine Hz. Yusuf onu sofrasına aldı, yanına oturttu. Sonra da “her bir ikili grup bir evde misafir olacak, ikincisi olmayan bu kardeşinizi ise ben misafir edeceğim” dedi. Böylece Bünyamin Hz. Yusufun evinde misafir edildi. Hz. Yusuf, Bünyamine “Ölen kardeşin yerine benim sana kardeş olmamı ister misin?” dedi. Bünyamin, “Senin gibi kardeş kime nasip olur? Ama Sen Yakubun oğlu değilsin ki!” deyince Hz. Yusuf ağladı, kalkıp kardeşinin boynuna sarıldı:



قَالَ إِنِّي أَنَاْ أَخُوكَ “Dedi: Ben gerçekten senin kardeşinim!”



فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ “Dolayısıyla onların yaptıklarına sakın üzülme!”



Artık onların geçmişte bize yaptıklarından dolayı üzülme.







70- فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ “Derken onların yüklerini hazırlattı, su kabını kardeşinin yükünün içine koydu.”Bu su kabının altından veya gümüşten olduğu söylenir.



ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ “Sonra bir münadi şöyle bağırdı:”



أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ “Hey kervandakiler! Siz hırsızsınız!”



Bu münadi onlara “Siz hırsızsınız” ifadesini Hz. Yusufun emriyle söylemiş olabilir.



Veya su kabının oraya yerleştirilmesi ve bundan dolayı kendilerine böyle denilmesi, Bünyaminin rızasıyla olabilir.Denildi ki: “Siz hırsızsınız” ifadesi “Yusufu babasından çaldınız” manasına gelir.Veya “Siz hırsızsınız” denilmesi soru da olabilir. Yani “Siz hırsız mısınız?”







71- قَالُواْ وَأَقْبَلُواْ عَلَيْهِم (Yusufun kardeşleri) Bunlara dönüp dediler:”



مَّاذَا تَفْقِدُونَ “Ne arıyorsunuz?”







72-
قَالُواْ نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ “Onlar dediler: “Hükümdarın su kabınıarıyoruz.”



وَلِمَن جَاء بِهِ حِمْلُ بَعِيرٍ “Onu getirene bir yük zahire var.”



Onu bulup getirene bir deve yükü erzak mükâfatı var.



وَأَنَاْ بِهِ زَعِيمٌ “Ve ben buna kefilim.”Buna ben kefilim, getirene bu ödülü vereceğim.



Ayette ödül verilmesinin caiz olduğuna bir delil vardır.







7ّ3- قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ عَلِمْتُم مَّا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الأَرْضِ “Dediler: Vallahi, muhakkak siz de anlamışsınızdır ki, biz arzda fesat çıkarmaya gelmedik.”



وَمَا كُنَّا سَارِقِينَ “Ve biz hırsız da değiliz.”



Buradaki yemin, taaccüp manası ifade eder.



Yusufun kardeşleri, kendilerinin masum olduklarına, Mısıra iki defa gelişlerindeki durumlarıyla delil getirdiler. Yani, hükümdar onları kabul etti, hatta ücret olarak getirdiklerini yüklerine geri koydurttu. Ayrıca kendi bindikleri hayvanlar başkasının tarlasından ve yiyeceğinden bir şey yemesin diye onların ağızlarını bağlamışlardı. Bütün bunlar, onların güvenilir kimseler olduğunu göstermeye yeterdi.







74- قَالُواْ فَمَا جَزَآؤُهُ إِن كُنتُمْ كَاذِبِينَ “Eğer yalancı iseniz onun cezası nedir?” dediler.”



Masum olduğunuz iddianızda eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlığın cezası sizde nedir?







75- قَالُواْ جَزَآؤُهُ مَن وُجِدَ فِي رَحْلِهِ فَهُوَ جَزَاؤُهُ “Dediler: Kimin yükünde çıkarsa, kendisi onun karşılığı olur.”Hz. Yakubun şeriatında, hırsızlık yapan kimse, kimden çalmışsa ona köle kılınıyordu.



كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ “Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.” Biz hırsızlıkla zulmeden kimseleri işte böyle cezalandırırız.







76-
فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاء أَخِيهِ “Bunun üzerine, kardeşinin eşyalarından önce onların eşyalarını aramaya başladı.”



ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَاء أَخِيهِ “Sonra su kabını kardeşinin yükünün içinden çıkardı.”Kontrolü yapan, onlarla konuşan kimse olabileceği gibi, Mısır’a geri götürülmeleri sebebiyle Hz. Yusuf da olabilir. Önce diğerlerinden başlaması, töhmeti ortadan kaldırmak içindir.



كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ “İşte Yusuf’a biz böyle bir çıkış yolu öğrettik.”Bunu biz Yusufa öğrettik, vahiyle bildirdik.



مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ “Hükümdarın dininde (kanunlarına göre), kardeşini yanına alamazdı.”Hükümdarın kanunlarına göre hırsızlığın cezası dayak ve çalınan malın iki katıyla bedel ödetmek idi.



إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ “Ancak Allah dilerse o başka.”Hükümdarın kanununa göre alamazdı, ama Allahın dilemesiyle ve izniyle kardeşini yanına aldı.



نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مِّن نَّشَاء “Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.”



وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ “Ve her ilim sahibinin üstünde bir bilen vardır.”



Mu’tezile, bu ayetle Allahın ilim sıfatı olmadığına, zâtıyla âlim olduğuna delil getirdi. Onlara göre Allah da ilim sıfatı sahibi olsa, O’nun fevkinde daha fazla bilen biri olması gerekirdi.



Elcevap: Ayetten murat, mahlûkattan ilim sahibi olanlardır, çünkü kelâm onlarla ilgilidir. Ayrıca ayetteki Alîm, Allahu Teâladır.







77- قَالُواْ إِن يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخٌ لَّهُ مِن قَبْلُ “Dediler: Eğer o çalmışsa,daha önce kardeşi de çalmıştı.”Bununla ilgili farklı rivayetler vardır:Hz. Yusuf’un halası, babasından Hz. İbrahim’in kuşağını miras olarak almıştı. Yusuf’un halası, Yusuf’a oğlu gibi bakıyor ve O’nu çok seviyordu. Yusuf delikanlı hâle gelince, babası Ya’kub O’nu halasından almak istedi. O da, Hz. İbrahim’den gelen kuşağı Yusuf’un iç elbisesine koydu, ardından da kaybettiğini söyledi. Kuşak araştırılıp Yusuf’ta bulununca, onların kanununa göre Yusuf’u yanında tutmuş oldu.



-Hz. Yusuf’un dedesinin bir putu vardı. Onu çaldı ve parçaladı, çöplüğe attı.



-Evde bir oğlak veya bir tavuk vardı, Hz. Yusuf dilenciye vermişti.



-Müşriklerin mabedine girdi, oradan altından bir heykeli aldı.



فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ “O vakit Yusuf bunu içine attı,onlara hiç belli etmedi.”



Sonra içinden şöyle dedi:



قَالَ أَنتُمْ شَرٌّ مَّكَانًا “Dedi: Siz daha kötü bir durumdasınız.”



Yani, sizin durumunuz daha kötü, çünkü kardeşinizi çaldınız.



وَاللّهُ أَعْلَمْ بِمَا تَصِفُونَ “Ve Allah neyi anlattığınızı en iyi bilendir.”O, durumun sizin anlattığınız gibi olmadığını biliyor.







78-
قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا “Dediler: “Ey aziz! Emin olki, bunun çok yaşlı bir babası var.”Bunu söylemeleri, Hz. Yusufun acımasını sağlamak içindi.Çünkü Onun babası, helâk olan kardeşine bedel onunla ünsiyet etmekte, teselli bulmaktadır.



فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ “Dolayısıyla onun yerine bizden birini al.”



إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ “Gerçekten de biz seni muhsinlerden görüyoruz.”Seni, bize ikramda bulunan biri olarak görüyoruz. Onun yerine bizden birini alarak bize ihsanını tamamla.



Veya şöyle de denilebilir: Biz Seni ihsanı âdet edinen kimselerden görüyoruz, âdetlerini değiştirme!







7ّ9- قَالَ مَعَاذَ اللّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلاَّ مَن وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِندَهُ “O dedi: “Eşyamızıyanında bulduğumuzdan başkasını almaktan Allaha sığınırız.”



إِنَّآ إِذًا لَّظَالِمُونَ “Öyle yaparsak zalimler oluruz.”Çünkü ondan başkasını almak sizin fetvanıza göre bir zulümdür. Şayet onun yerine sizden birini alırsak sizin bu görüşünüze göre zulmeden kimseler oluruz.Hz. Yusufun böyle demekten muradı şudur: Allah, maslahat ve rızasıyla, su kabını kimde bulursak onu almamıza izin verdi. Bu durumda ben tutup da başkasını alırsam, zâlim biri olurum.







80- فَلَمَّا اسْتَيْأَسُواْ مِنْهُ خَلَصُواْ نَجِيًّا “Ondan ümit kesince, fısıldaşarakoradan uzaklaştılar.”



قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُواْ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًا مِّنَ اللّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِي يُوسُفَ “Büyükleri dedi: Babanızın sizden Allah adına söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda ettiğiniz kusuru bilmediniz mi?” “Büyükleri” ifadesi yaşça büyüklüğü ifade edebileceği gibi, görüş itibariyle daha isabetli olanı da gösterebilir.



فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّىَ يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي “Babam bana izinverinceye veya Allah hakkımda bir hükmedinceye kadar ben artık bu yerden ayrılmam.”



Babam dönmeme izin verinceye veya Allah,



-Oradan çıkmamı takdir ederek,



-Veya kardeşimi onlardan kurtarmak suretiyle,



-Veya kardeşimi kurtarmak için onlarla dövüşmemize hükmederek bir çıkış yolu gösterinceye kadar ben Mısır diyarını terk etmeyeceğim.



Rivayete göre onlar Bünyamini serbest bırakması için Hz. Yusufla konuşurlarken içlerinden biri dedi: “Ey Melik! Ya onu serbest bırakırsın, ya da öyle bir nara atarım ki, hamile kadınlar bu sesten dolayı çocuklarını düşürürler!” Bunu söylediğinde, vücudunun kılları dikilmiş, elbisesinden çıkmış idi. Bunun üzerine Hz. Yusuf, oğluna dedi: “Onun yanına var ve ona dokun!”



Hz. Yakubun oğullarından biri öfkelendiğinde, bir diğeri ona dokununca öfkesi geçerdi.



Bu durumu gören Hz. Yusufun o öfkeli kardeşi sakinleşti, “bu diyarda Yakubun tohumundan bir tohum var” dedi.



وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ “O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”Çünkü O’nun hükmü ancak hak iledir.







81-
ارْجِعُواْ إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُواْ “Babanıza dönün de deyin ki:”



يَا أَبَانَا إِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ “Ey babamız! İnan ki, oğlun hırsızlık yaptı.”Zâhir duruma göre, oğlun hırsızlık yaptı.



وَمَا شَهِدْنَا إِلاَّ بِمَا عَلِمْنَا “Biz ancak bildiğimize şahitlik ediyoruz.”



Gördüğümüz o ki, hükümdarın su kabı onun yükünden çıkarıldı.



وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ “Yoksa gaybın bekçileri değiliz.”



Ama o mu çaldı, yoksa onun yüküne mi bırakıldı bilemiyoruz.



Veya, biz işin sonunu bilen kimseler değiliz. Sana söz verdiğimizde onun çalacağını bilemedik.Veya, Yusufla bir musibete maruz kaldığın gibi, Bünyamin ile de başına böyle sıkıntı geleceğini bilemedik.



82- وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيْرَ الَّتِي أَقْبَلْنَا فِيهَا “Hem orada bulunduğumuz şehir halkına, hem içinde bulunduğumuz kervana sor.”



وَإِنَّا لَصَادِقُونَ “Ve biz gerçekten doğru söylüyoruz.”



Yani, bize inanmıyorsan, olayın olduğu yere kimseler gönder, onlara anlattıklarımızı sor.



Ve kendileriyle beraber olduğumuz kervandakilere sor.



83- قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا “Babaları dedi: Doğrusu nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürüklemiş.”Babalarına dönüp de, kardeşlerinin verdiği talimat çerçevesinde durumu anlattıklarında, babaları Hz. Yakub şöyle dedi: Sizin nefisleriniz, murat edip takdir ettiğinizi size kolaylaştırmış. Yoksa hükümdar hırsızın böyle cezalandırılacağını nerden bilirdi?



فَصَبْرٌ جَمِيلٌ “Artık bana düşen sabr-ı cemildir.”Artık bana düşen, güzel bir şekilde sabretmektir.



عَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعًا “Umarım ki Allah hepsini bana geri getirir.”



Umarım ki Allah, hem Yusufu, hem Bünyamini, hem de Mısırda kalan kardeşinizi getirir.



إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ “Çünkü O, Alîm’dir – Hakîm’dir.”Şüphesiz O, Alîm’dir, benim ve onların hâlini bilir. Hakîm’dir, onlarla ilgili şeylerde hikmetle muamele eder.







84-
وَتَوَلَّى عَنْهُمْ “Ve onlardan yüz çevirdi.”Onlardan rastladığı bu hâlden hoşlanmayarak kendilerinden yüz çevirdi.



وَقَالَ يَا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ “Ve dedi: Vah Yusufun başına gelenlere.”



Hz. Yakub, üç evladı kendinden uzakta iken sadece Yusufu söylemesi, diğerlerinin başına gelenlerin de Hz. Yusuf sebebi ile olmasındandır. Onun o büyük musibeti kendisine çok ağır gelmişti.Öte yandan diğer ikisinin hayatta olduklarını biliyordu, ama Hz. Yusuf hakkında kesin bir bilgiye sahip değildi.



Hz. Peygamber (asm) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Hiçbir ümmete, musibet zamanı ümmet-i Muhammed’e verilen “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” (Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz).” (Bakara, 156) deme nimeti verilmedi.” İşte, Hz. Yakub kendisine böyle bir musibet geldiğinde “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” demedi de “Vah Yusufun başına gelenlere” dedi.



وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ “Ve üzüntüden gözlerine ak düştü,artık derdini içine atıyordu.”Çokça üzülmesinden, gözü zayıfladı veya âmâ oldu.



Ayette, bir musibetle karşılaşıldığında teessüf ve ağlamanın cevazına bir delil vardır. Belki de böyle hâller, mükellefiyet altına da girmez. Çünkü zor ve çetin hâllerde kendine hâkim olabilenler çok çok azdır. Hz. Peygamber de (asm) oğlu İbrahim’in vefatında ağlamış ve şöyle demişti: “Kalp ürperir, göz yaşarır. Biz, Rabbimizi kızdıracak bir şey demeyiz. Ey İbrahim! Doğrusu biz senin ölümünden dolayı hüzünlüyüz.”







8ّ5- قَالُواْ تَالله تَفْتَأُ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ “Dediler: “Hâlâ Yusuf’u sayıklayıp duruyorsun. Vallahi, sonunda ya hastalanacaksın veya helak olacaksın!”







86-
قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللّهِ “Dedi: Ben kederimi ve hüznümü ancak Allah’a şikâyet ediyorum.”Ben keder ve hüznümü, ne size ne de başkasına değil, Allaha şikâyet ediyorum. Öyleyse beni şikâyetimle baş başa bırakınız.



وَأَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ “Ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”



Allahın sanatı ve rahmeti hakkında sizin bilmediklerinizi biliyorum.



Biliyorum ki, O’na dua edeni eli boş çevirmez, kendisine sığınanı kendi hâline bırakmaz.



Ayetten murat, Hz. Yakubun bir nevi ilhamla Hz. Yusufun hayatta olduğunu bilmesi de olabilir.



Denildi ki: Hz. Yakub rüyasında ölüm meleğini gördü, Hz. Yusufun durumunu sordu. Ölüm meleği, O’nun hayatta olduğunu söyledi.


Denildi ki: Hz. Yakub, Onun rüyasından hareketle Hz. Yusufun hayatta olduğunu biliyordu. Rüyaya göre, kardeşleri önünde secdeye varmadan Yusufun ölmeyeceği anlaşılmaktadır.

87- يَا بَنِيَّ اذْهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ “Ey oğullarım! Gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın.”

وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ “Ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”

إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ “Çünkü Allah’ın rahmetinden kâfirlerden başkası ümit kesmez.”Allahın rahmetinden ancak O’nu ve sıfatlarını inkâr edenler ümidini keserler. Çünkü O’nu tanıyan bir mü’min, hiçbir durumda O’nun rahmetinden ümitsizliğe düşmez.



88-
فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَيْهِ قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ “Sonra (Mısır’a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: “Ey Aziz! Bize ve çoluk çocuğumuza sıkıntı dokundu.”

وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُّزْجَاةٍ “Ve pek az bir sermaye ile geldik.”Ayette nazara verilen “pek az bir sermaye” hakkında “değersiz para, yün ve yağ, çam kozalağı ve çitlembik…” gibi farklı görüşler ifade edilmiştir.

فَأَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ “Sen bize yine tam zahire ver ve tasaddukta bulun.”

“Ve tasaddukta bulun”
ifadesi

-“Kardeşimizi bize vererek,

-Hoşgörüyle ve kıymetsiz malımızı kabul ederek,

-Verdiğimiz malın değerinden fazlasını bize vererek ikramda bulun” gibi manalara işaret eder.

Sadaka almanın haramlığı bütün peygamberlere mi veya Peygamberimize has mı olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir.

إِنَّ اللّهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ “Çünkü Allah tasadduk edenleri mükafatlandırır.”

Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanları en güzel bir şekilde mükâfatlandırır.

Tasadduk, mutlak anlamda lütfu ifade eder. Hz. Peygamberin seferde namazın kısaltılmasıyla ilgili hadisinde bunu görebiliriz:

“Bu Allahtan size bir sadakadır, O’nun verdiği bu sadakayı kabul ediniz.”

Ancak örfte “sadaka” denildiğinde “kendisiyle Allahtan sevap beklenen belli amel” anlaşılır.



89- قَالَ هَلْ عَلِمْتُم مَّا فَعَلْتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنتُمْ جَاهِلُونَ (Yusuf) dediki: Siz cahil iken, Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?”Kardeşleri, Bünyamini Yusuftan ayırmış, zillete düçar etmişlerdi. Öyle ki onlarla çekine çekine konuşuyordu.“Siz cahil iken”O zaman bu yaptığınızın çirkinliğini veya sonucunu bilmediğinizden bu hatayı işlemiştiniz.

Hz. Yusufun onlara böyle demesi, hem onlara bir nasihat, hem tevbeye teşvik, hem de onlarda gördüğü acizlik ve meskenet karşısında şefkat duymasındandır. Yoksa onları ayıplamak ve yaptıklarını yüzlerine vurmak için değildir.

Denildi ki: Kardeşleri Hz. Yusufa Bünyaminin kurtarılması için babalarının mektubunu verdi. Yusufu ve kardeşini kaybetmesinden dolayı, içinde bulunduğu mahzun hâli söylediler. O zaman Hz. Yusufun onlar hakkında “siz cahil iken” demesi, onların yaptığı fiilin cahillerin fiili olmasındandır.

Veya o vakit onların delikanlılık dönemlerindeki akıldan uzak hareketleri sebebiyledir.



90- قَالُواْ أَإِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ “Onlar “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler.”

Hz. Yusufu nasıl tanıdıkları hakkında çeşitli açıklamalar yapılmıştır.

-Hz. Yusuf, beraber oldukları dönemdeki durumları anlattı, böylece tam kanaatleri geldi.

-Onlara tebessüm edince gülüşünden tanıdılar.

-Başından tacı çıkardı, saçında aynen babası Yakub’a benzer beyaz bir alâmet vardı.





قَالَ أَنَاْ يُوسُفُ وَهَذَا أَخِي “O da “Ben Yusuf’um ve bu da kardeşim”dedi.”Bünyamin, Hz. Yusufun ana-baba bir kardeşi idi. Hz. Yusufun böyle demesi, kendini onunla tanıtmak içindi.

قَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا “Doğrusu Allah, bizi lutfuyla nimetlendirdi.”

Allah bizi selâmete çıkarmakla ve ikramda bulunmakla bize lütufta bulundu.

إِنَّهُ مَن يَتَّقِ وَيِصْبِرْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ “Gerçekten de kimAllah’dan korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah muhsin olanların ecrini zayi etmez.”Sabırdan murat,

-Belâlara sabretmek,

-İtaat hususunda sabır göstermek

-Veya günahlardan kaçınmak olabilir.

“Allah onların ecrini zayi etmez” denilebileceği halde “Allah muhsin olanların ecrini zayi etmez” denilmesi, muhsin olanların takva ve sabrı cem eden kimseler olduğuna tenbihte bulunmak içindir.



9ّّ1- قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ آثَرَكَ اللّهُ عَلَيْنَا “Dediler ki: Vallahi, Allah seni bize üstün kıldı.”

Allah seni bize hüsn-ü suret ve kemâl-i siretle (suret güzelliği ve güzel ahlâkla) üstün kıldı.

وَإِن كُنَّا لَخَاطِئِينَ “Biz gerçekten büyük hata işlemiştik.”

Biz ise, sana yaptıklarımızla gerçekten günahkâr kimseleriz.



92- قَالَ لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ “Dedi: Bugün size bir kınama yoktur.”

يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ “Allah sizi bağışlasın.”

وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

Çünkü O, hem küçük günahları hem de büyük günahları bağışlar, tevbe edene lütufta bulunur.

Hz. Yusufun keremini gösteren bir durum da şudur. Kardeşleri kendisine “Sen sabah akşam bizi yemeğe davet ediyorsun, biz ise Sana yaptıkla440

rımızdan dolayı gerçekten çok utanıyoruz” demişlerdi. Hz. Yusuf onlara şöyle dedi: “Mısır ahalisi bana ilk gördükleri nazarla bakıyor ve “Yirmi dirheme satılan bir köle, ta nerelere kadar çıktı, hayret!” diyorlardı. Ben ise sizlerin gelmesiyle şeref buldum, sizin benim kardeşlerim ve benim Hz. İbrahimin torunlarından olduğumu bilmeleriyle onların gözünde büyüdüm.”



93- اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَذَا “Alın şu gömleğimi götürün.”

فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيرًا “Babamın yüzüne sürün, gözü açılsın.”

وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ “Ve bütün ailenizle bana gelin.”

Kadınlarınızla, çocuklarınızla, kölelerinizle hepiniz buraya gelin.



94- وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلاَ أَن تُفَنِّدُونِ “Kafile (Mısır’dan) ayrıldığında, babaları dedi ki: Eğer bana bunak demezseniz, doğrusu ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.”Babaları, yanında olanlara dedi: Şayet bana “bunak” demezseniz, diyeceğim o ki Yusuf yakınlarda.



9ّ5-
قَالُواْ تَاللّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلاَلِكَ الْقَدِيمِ “Dediler: Vallahi sen hâlâ o eskişaşkınlığındasın.”

Yusufa olan aşırı sevgin Sana böyle söyletiyor. Eskiden beri O’na kavuşmak ümidiyle hep böyle şeyler söylüyorsun.





96- فَلَمَّا أَن جَاء الْبَشِيرُ أَلْقَاهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا “Müjdeci geldiğindegömleği Yakub’un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı.”Rivayete göre, gömleği getiren Yehuza idi. “Yusufun kana bulanmış gömleğini babama ben götürmüş, O’nu üzmüştüm. Şimdi de bunu ben vereyim de O’nu sevindireyim” demişti.



قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ “Dedi: Ben size, ‘Allah’dan sizin bilmediklerinizi bilirim’ demedim mi?”“Ben Yusuf’un hayatı ve ferahlayacağınız hususunda, sizin bilmediklerinizi Allah tarafından bilirim demedim mi?”

Denildi ki: “Ben size demedim mi?” müstakil bir kelâmdır veya “ben Yusuf’un kokusunu alıyorum” ifadelerine işaret edilmiş olabilir. Bu durumda devamı da, ‘Allah’dan sizin bilmediklerinizi bilirim’ şeklinde başka bir cümle olur.



97- قَالُواْ يَا أَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا “Dediler: Ey babamız, günahlarımız için Allah’a istiğfar eyle.”

إِنَّا كُنَّا خَاطِئِينَ “Biz gerçekten büyük günah işlemiştik.”

Günahını itiraf edenin hakkı ise, bağışlanması ve kendisi için mağfiret istenmesidir.



98- قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّيَ “Dedi: “Sizin için daha sonra Rabbimden mağfiret dileyeceğim.”

إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ “Şüphesiz O, Ğafur’dur – Rahîm’dir.”Hz. Yakubun hemen onlar için istiğfar etmemesi, seher vakti, gece namazı veya Cum’a gecesi gibi uygun bir icabet vakti aramak için olabilir.Veya Yusufun onlara hakkını helâl etmesini isteyip ardından mağfiret talebinde bulunmak olabilir. Veya O’nun kardeşlerini bağışladığını bilme gayesiyle olabilir. Çünkü mazlumun affı, mağfiretin bir şartıdır. Bu konuda gelen bir rivayet de bunu teyid eder: Hz. Yakub ayakta kıbleye yöneldi, dua ediyordu. Yusuf da arkasında O’nun duasına “Amin” diyordu. Kardeşleri de onların arkasında huşu içerisinde boyun bükmüş vaziyette ayakta durmuşlardı. Sonra Hz. Cebrail nazil oldu, “Allah duana icabet etti, onlara da Senden sonra nübüvvet görevi verdi” dedi.

Bu rivayet şayet sahihse, Hz. Yakub’un oğullarının Peygamberliğine bir delildir. Bu durumda onlardan sadır olan hataları, nübüvvet öncesine ait durumlar olur.



99- فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ “Yusuf’un yanına vardıklarında, annesini ve babasını kucakladı, yanına aldı.”Rivayete göre, Hz. Yakub ve yanındakiler Mısıra geldiklerinde Onları Hz. Yusuf ve hükümdar Mısır halkıyla beraber karşıladılar. Erkek – kadın toplam yetmiş iki kişi idiler. Hz. Musa zamanında Mısırdan çıktıklarında ise sayıları, çocuk ve yaşlılar haricinde altıyüzbin beşyüz yetmiş küsura ulaştı.

Ayette Hz. Yusufun ebeveyninden maksat, babası ve teyzesidir. Amca, baba yerine sayıldığı gibi teyze de anne yerine geçer. Bunun bir misalini Hz. Yakubun evlatlarının “Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan bir tek ilâha ibadet edeceğiz.” (Bakara, 133) demelerinde görürüz. Hz. Yakubun oğulları “senin ataların” diye sayarken Hz. İsmaili, dedeleri Hz. İshakla beraber saymışlardır.

Veya Hz. Yakub, Yusufun annesinin ölümünden sonra Yusufun teyzesiyle evlenmesinden dolayı böyle denilmiş olabilir. Çünkü üvey anneye de anne denilir.

وَقَالَ ادْخُلُواْ مِصْرَ إِن شَاء اللّهُ آمِنِينَ “Ve “Allah’ın dilemesiyle güven içinde Mısır’a girin” dedi.”Mısıra, kuraklık ve her türlü nahoş şeylerden emin olarak girin.



100-
وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ “Anne babasını taht üzerine oturttu.”

وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّدًا “Ve hepsi Onun için secdeye kapandılar.”Ayette secdeden murat, onların selâm ve hürmetlerini sunmalarıdır. Çünkü secde onlarda, bu manayı ifade için yapılmaktaydı.

Şöyle de denildi: Hz. Yusuf için Allaha şükür secdesi yaptılar.

Denildi ki: Zamir Allaha râcidir. Bu secdeye Hz. Yusufun anne – babası ve kardeşleri dahildir. Secde sonrası Hz. Yusuf anne-babasını tahta oturtmuştur. Ayette tahta oturtmanın önce nazara verilmesi, Hz. Yusufun onları tazime verdiği önemi göstermek içindir.

وَقَالَ يَا أَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِن قَبْلُ “Yusuf dedi: Babacığım, işte bu önceki rüyamın te’vilidir.”

قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا “Gerçekten Rabbim onu hak kıldı.”

وَقَدْ أَحْسَنَ بَي “Ve bana hakikaten ihsanda bulundu.”

إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ “Çünkü beni zindandan çıkarttı.”

وَجَاء بِكُم مِّنَ الْبَدْوِ مِن بَعْدِ أَن نَّزغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي “Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, sizi çölden getirtti.”Hz. Yusufun, Cenab-ı Hakkın kendisine olan nimetlerini sayarken kuyudan çıkarılmasını burada zikretmeyişi, kardeşlerini mahcup etmemek ve üzmemek içindir.

إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِّمَا يَشَاء “Şüphesiz Rabbim dilediği şeyi lütfedendir.”

Rabbimin tedbiri çok latiftir. Çünkü her türlü zorluğa O’nun meşieti nüfuz eder ve zorlukları kolaylaştırır.

إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ “Şüphesiz O, Alîm’dir – Hakîm’dir.” O, gerçekten Alîm’dir, her türlü maslahat ve tedbiri bilir. Hakîm’dir, her şeyi vaktinde ve hikmetin gerektirdiği şekilde yapar.

Rivayete göre Hz. Yusuf babasına depolarını birer birer gezdirip gösterdi. Kağıt – kalem kısmına gelince, babası şöyle dedi: “Yavrum, bu kadar kağıt – kalem varken sekiz konak ilerde olan babana mektup yazmana engel ne idi?”

Hz. Yusuf şöyle cevap verdi: “Cebrail böyle emretti.”

-Peki, sebebini sordun mu?

-Babacığım, sebebini Sen daha iyi sorarsın.

Bunun üzerine Hz. Yakub Cebraile bu yasağın sebebini sordu, Hz. Cebrail şöyle cevap verdi:

Sen, “Siz habersizken Onu kurt yemesinden korkarım” (Yusuf, 13) demiştin ya, Allahu Teâlâ “benden korkması gerekirdi” buyurdu ve Yusufun mektup yazmasını yasaklamamı bana emretti.



101- رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ “Ey Rabbim! Bana mülkten verdin.”

وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ “Ve bana ehadisin te’vilinden öğrettin.”

فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ “Ey gökleri ve yeri yoktan var eden!”

أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ “Sen dünya ve ahirette benim velimsin.”Sen benim velimsin, yardımcımsın, işimi deruhte edensin.

تَوَفَّنِي مُسْلِمًا “Beni bir müslim olarak vefat ettir.”

تَوَفَّنِي مُسْلِمًا “Ve beni salih kullarının arasına kat!” Salihlerden murat, kendi ecdadından salihler olabildiği gibi, genel anlamda mertebe ve şereflilikte salih olanlar zümresi de olabilir.

Rivayete göre Hz. Yakub, Hz. Yusufun yanında yirmidört yıl kaldı, sonra vefat etti. Şam’da babası Hz. İshakın yanına gömülmeyi vasiyet etmişti. Hz. Yusuf, vasiyeti yerine getirdi. Şam’dan döndükten sonra yirmiüç sene daha yaşadı. Sonra nefsi daimî saltanata iştiyak duydu ve ölümü arzuladı. Allahu Teâlâ da O’nu tertemiz bir şekilde vefat ettirdi. Mısır halkı defnedileceği yer hususunda tartıştılar, neredeyse birbirleriyle savaşma durumuna geldiler. Sonunda mermerden bir tabuta yerleştirip Nil nehrine yerleştirmeye karar verdiler. Ta ki sular O’nun kabrine uğrayıp oradan Mısıra yayılsın, onlar da bununla bereket bulsunlar.

Sonra Hz. Musa Hz. Yusufun kabrini, ecdadının kabirlerinin olduğu yere nakletti.

Hz. Yusuf, yüzyirmi yıl yaşamıştı. Züleyhadan iki oğlu oldu, bunlardan biri Hz. Yuşa’nın ceddidir, bir de kızı oldu, o da Hz. Eyyûb’un hanımıdır.



102- ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ “İşte bu, sana vahiyle bildirdiğimiz gayb haberlerindendir.”“İşte bu” ifadesi Hz. Yusuf hakkında anlatılanlara bakar.

وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ “Yoksa onlar yapacaklarına karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.”Ayetteki hitab, Hz. Peygamberedir.Yani, bu anlatılanlar gaybî şeylerdir, Sen bunları vahiy yoluyla öğrendin. Yoksa Sen, Yusufun kardeşleri O’nu kuyuya bırakmaya kesin karar verdiklerinde ve babalarının O’nu kendileriyle göndermesi için tuzak kurduklarında onların yanında değildin. Seni yalanlayanlara da gizli olmadığı üzere, Sen bunları işiten biriyle karşılaşıp da, bunları ondan öğrenmiş değilsin. Gerçi bu cihet ayette nazara verilmemiştir. Bu kıssa dışında başka yerde, “İşte bunlar gayb haberlerindendir, bunları sana vahyediyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin” (Hûd, 49) ayetinde buna dikkat çekildiğinden, burada ayrıca belirtilmemiştir.



103-
وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ “Sen ne kadar hırs da göstersen, insanların çoğu mü’min olacak değillerdir.”

Ama insanların çoğu inatları ve küfür üzere kalmakta ısrarları sebebiyle, sen ne kadar iman etmelerini arzulasan ve kendilerine ayetler göstersen de, yine de iman etmezler.



104- وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ “Hâlbuki Sen onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun.”

Hâlbuki Sen, bunları haber vermek, Kur’anı anlatmak hususunda onlardan herhangi bir ücret istemiyorsun.

إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ “O (Kur’ân), ancak âlemlere bir öğüttür.”



105-
وَكَأَيِّن مِّن آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ “Bununla beraber göklerde ve yerde nice âyetler var ki, insanlar onlara uğrarlar, ama yüz çevirip geçerler.”Göklerde ve yerde Allahın varlığına, hikmetine, kudretinin kemâline ve bir olduğuna dair nice ayetler vardır ki insanlar o ayetlere muhatap olurlar, görürler. Ama yüz çevirirler, onlar hakkında tefekkür etmezler, onlardan bir ibret almazlar.



106-
وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ إِلاَّ وَهُم مُّشْرِكُونَ “Onların çoğu Allah’a müşrik olarak inanır.”

İnsanların çoğu, Allahın varlığını ve yaratıcı olduğunu kabul etmekle beraber,

-Allahtan başkasına ibadet ederek,

-Din adamlarını Rabler edinerek,

-Allaha oğul isnad ederek,

-Nur ve zulmet gibi kavramlarla,

-Sebepleri bir nevi yaratıcı sanmak ve benzeri tarzlarda Allaha şerikler kılarlar.

Ayetin,

-Mekke müşrikleri,

-Münafıklar,

-Ehl-i kitap hakkında indiği hususunda farklı görüşler nakledilir.



1ّ07- أَفَأَمِنُواْ أَن تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ اللّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ “Yoksa onlar Allah’ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken kendilerine ansızın kıyametin gelmesinden emin mi oldular?”Onları bürüyen, hepsini içine alan ilâhî bir azabın kendilerine gelmesinden veya öncesinde hiçbir alâmet yokken ve kendilerinin de hiçbir hazırlığı olmadan kıyametin gelivermesinden emin mi oldular?



108-
قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي “De ki: İşte bu benim yolum.” “İşte bu” ile işaret olunan tevhide davet ve ahirete hazırlıktır. Bunun için ayetin devamı “yolu” şöyle açıklar:

أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي “Basiret üzere Allah’a davet ediyorum, ben ve bana uyanlar işte böyleyiz.”Sizi Allaha gözü kapalı olarak körü körüne inanmaya değil, delil ve hüccete dayanarak iman etmeye çağırıyorum.

وَسُبْحَانَ اللّهِ “Ve Subhanallah (Allah’ı tesbih ederim).”

وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ “Ve ben müşriklerden değilim.”



109-
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ الْقُرَى “Biz senden önce de, o beldelerin ahalisinden ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik.”

Ayet, “Şayet Rabbimiz dileseydi melekler indirirdi.” (Fussılet, 14) ayetinde ifade edilen “meleklerden peygamber gelme” meselesine bir reddir.

Denildi ki: Ayet, kadınlardan peygamber gelmesini nefyetmektedir.





“Kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri”Sana vahyettiğimiz gibi onlara da vahyetmekteyiz. Böylece onlar bu vahiyle diğer insanlardan farklı olurlar, ayrılırlar.

Ayette ilâhî vahyin geldiği kimselerin çölde yaşayanlar değil, şehir hayatında yaşayanlardan olduğuna dikkat çekilmiştir. Çünkü onlar, çölde yaşayanlara göre hem daha bilgili, hem de daha halîmdirler.

أَفَلَمْ يَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ “Şimdiarzda gezip de kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı?”

Onlar, daha önceki devirlerde peygamberleri ve ayetleri yalanlayanların akıbetine bakmadılar mı, ta ki Seni yalanlamaktan kaçınsınlar!

Veya onlar önceki devirlerde dünyaya kendini kaptırıp helâk olan kimselerin akıbetine bakmadılar mı, ta ki kendilerini dünya sevgisinden kurtarsınlar!

وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ اتَّقَواْ “Elbette ahiret yurdu müttakiler için daha hayırlıdır.”

Elbette ahiret hayatı, şirkten ve günahlardan sakınanlar için çok daha hayırlıdır.

أَفَلاَ تَعْقِلُونَ “Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?”

Akıllarınızı kullanmıyor musunuz ki, ahiretin daha hayırlı olduğunu bilesiniz.



110- حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ “Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerine yalan söylendiğini zannedince…”Yani, zamanın böyle akıp gidişi ve başınıza bir şey gelmemesi sakın sizi aldatmasın. Çünkü önceki devirlerde de inkâr edenlere mühlet verildi. Öyle ki onlara gönderilen elçiler dünyada onlara galip gelmeyeceklerini zannettiler. Küfre dalmaları ve herhangi bir engel olmadan refah içinde yaşamaları sebebiyle onların imana gelmelerinden ümitlerini kestiler.

Nefislerinin kendilerine galip geleceklerini söylemesinde veya kavimlerinin iman vaadinde yalan söylediklerini zannettiler.

Denildi ki: Ayetteki zamir, Peygamberlerin gönderildiği kimselerdir. Yani, o kavimler Peygamberlerin yaptıkları davette ve ilâhî azapla korkutmalarında yalan söylediklerini zannettiler.Şöyle de mana verildi: O kavimler, Peygamberlerin yalancı çıktıklarını, onlara vaad edilen ilâhî yardımın gelmeyeceğini, işlerin kendilerine karıştırıldığını zannettiler.

İbnu Abbastan ayetle ilgili şöyle bir açıklama nakledilir: “Peygamberler, kendilerine vaat edilen ilâhî yardım hususunda kendilerine yapılan vaadin yerine getirilmeyeceğini zannettiler.”

Bu rivayet şayet sahihse, bundan murat kalbe vesvese yoluyla gelen bazı iç konuşmalardır.

Bu böyle olmakla beraber, ayetten murat temsil yoluyla kâfirlere verilen sürenin uzun olması ve mühlet verilmesini anlatmak da olabilir.

جَاءهُمْ نَصْرُنَا “Onlara yardımımız geldi.”

فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء “Böylece dilediklerimiz kurtarıldı.”

İşte, böyle zannedildiği bir vakitte yardımımız gelir, Peygamber ve ehl-i iman kurtarılır.

Ayette kimlerin kurtulacağının belirlenmemesi, Allahın necatını istediği kimselerin Peygamber ve ehl-i iman olduğunun, bu kurtuluşta kendilerine ortak olacak başka kimse olmadığının malum olmasındandır.

وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ “Mücrimler topluluğundan bizim azabımız geri çevrilmez.”“Azabımız o suçluların başına indiğinde, onlardan çevrilmez.”

Ayette, Allahın kimler için kurtuluş dileyeceğinin bir beyanı vardır.



111- لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِّأُوْلِي الأَلْبَابِ “Gerçekten de onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır.”“Onların kıssaları”ndan murat

-Peygamberlerin ümmetleriyle olan kıssaları,

-Veya Hz. Yusufun kardeşleriyle olan durumu olabilir.

“Ulu’l-elbab”dan murat ülfet ve hisse meyletme şaibelerinden uzak olan akıl sahipleridir.

مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى “Bu, uydurulmuş bir söz değildir.”

وَلَكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ “Lâkin O, kendisinden önce gelenlerin bir tasdikidir.”

O Kur’an, önceki ilâhî kitapların tasdikidir.

وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ “Ve her şeyin bir tafsilidir.”

Ve Kur’an, dinde ihtiyaç duyulan her şeyin tafsilidir. Çünkü, dînî bütün meselelerin ya doğrudan veya dolaylı olarak Kur’anda bir senedi vardır.

وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ “Ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.”Kur’an, dalaletten bir kurtuluş, kendisiyle dünya ve ahiret saadetine nail olunan bir rahmettir.Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Kölelerinize Yusuf sûresini öğretiniz. Çünkü, hangi Müslüman bu sûreyi okusa, ailesine ve kölelerine öğretse, Allah ona ölüm sekeratını kolaylaştırır ve her bir Müslümana haset etmemek konusunda bir kuvvet verir.”
Yazar:
Prof.Dr. Şadi Eren
 
Üst Alt